yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe hikayesi

Faire Des Rencontres Sur Internet Gratuitement. Ana sayfa Yaşam'a Dair Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe… Kışın sert geçtiği coğrafyalarda yaşayan toplumlar, baharın gelmesini hasretle beklerler. Kışın sert koşulları, biriktirilen erzakların tükenmesi, şiddetli soğuk gibi çileler onların bahara olan özlemini biraz daha arttırır. Baharın başlaması da, o toplumlarda adeta bir bayram sevinci yaratır. Özellikle Orta Asya Türk devletleri, İran ve Mezopotamya’da yaşamış medeniyetler; baharın başlangıcına, yani Nevruza büyük önem vermişlerdir. Çünkü bu toplumlar kışın zorluklarını fazlasıyla yaşamışlardır. Onun için Nevruz; Türkler, Kürtler, Farisiler ve yine bu toplumlardaki eski inanışlardan Zerdüştlük, Paganizm ve Şaman inancına mensup olanlar açısından ayrı bir yere sahiptir. Öyle ki; bu toplumların her biri Nevruz’a ayrı bir anlam yüklemiş ve Nevruz’un kutsiyetini arttırmak için bir takım efsaneler uydurmuşlardır. Hatta bugün bile, bu inanışların etkisi, kendisini Nevruz kutlamalarında hissettirmektedir. Ateş yakıp, etrafında eğlenceler düzenlemek bunlardan biridir. Zira ateşe tapan Zerdüştler de böyle yaparlardı. Kışın yaşanmadığı ya da çok fazla hissedilmediği; Arap Yarımadası, Karadeniz kesimleri, Güneydoğu Asya gibi yerlerde yaşayan toplumlarda ya da, yaz ile kış arasında bahar mevsiminin belirgin bir şekilde yaşanmadığı Avrupa ve Kuzey Amerika gibi yerlerdeki toplumlarda, Nevruz çok fazla bir anlam ifade etmez. Dolayısıyla; Kürtlerdeki, neslin yok oluşunu engelleyen hikayenin anlatıldığı “Demirci Kawa” Türklerdeki, demirden dağı eritip kurtuluşu erişme hikâyesinin anlatıldığı “Ergenekon” gibi Nevruz efsanelerine bu tür toplumlarda rastlanmaz. Bir Yenilenme Eylemi Baharın başlangıcı, eski Orta Asya toplumlarındaki takvimlerde, yılın ilk günü sayılır ve Nevruz diye ifade edilirdi. Farsça kökenli bir kelime olan Nevruz; yeni anlamında “nev” ve gün anlamında “ruz” kelimelerinin birleşiminden oluşmuş olup “Yeni Gün” manasına gelmektedir. Bahar kelime manasının ötesinde, yapmış olduğu çağrışımlar neticesinde yeniliği ifade eder duruma gelmiştir. Mesela; geç gelen bir mutluluk ya da yeniden bir başlangıca “ikinci bahar” denilmiştir. Aynı şekilde alışılmışın dışında yapılan yenilikler için de kimi zaman bahar kelimesi kullanılmıştır. Mesela mağrip ülkelerinde yıllardan beri süren tek adamlı yönetimlere karşı başlatılan isyanlar “Arap Baharı” diye isimlendirilmiştir. Velhasıl bahar; başlangıcı ifade etmektedir ve en nihayetinde “Her bahar bir çiçekle başlar.” Birçok toplulukta, farklı şekillerde asırlardan beri kutlanan Nevruz’u; İran, Afganistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan milli bayram olarak kutlamaktadır. Ülkemizde ise 1995’ten beri bayram olarak kabul edilmekte ve 21 Mart’ta düzenlenen etkinliklerle kutlanmaktadır. Türkiye’de özellikle Kürt siyasalı Nevruz’a büyük önem vermekte ve daha çok doğu illerinde coşkulu programlarla kutlamaktadır. Yapılan bu kutlamalar Nevruz’u, ideolojik bir atraksiyon haline getirmiştir. Kürt siyasal Nevruz’a yüklediği anlamda, tıpkı “Demirci Kawa” efsanesinde olduğu gibi bugün de Kürtlerin yok edilmeye çalışıldığını, sistem tarafından organizeli bir şekilde asimilasyona tabi tutulduğunu vurgulamaktır. Onun için yapılan kutlamalarda bu asimilasyon politikası karşısında Kürtlerin boyun eğmeden, kararlı bir şekilde direnmeleri noktasında motive edilmesi amaçlanmaktadır. Bu yönüyle Nevruz, Kürt siyasalı tarafından kendi sempatizanları arasında bir sinerji oluşturmak maksadıyla sembolleştirilmiştir. Nasıl ki, sosyalistler 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda yapılan kutlamaları bir araya gelmeleri amacıyla sembolleştirmiş; nasıl ki ulusalcılar Cumhuriyet Bayramı’nı Kemalist ideolojinin kutsal günü haline getirip, motivasyonları için adeta bir ritüele dönüştürmüşse; ayni şekilde Kürt siyasalı da Nevruz’u bir araya gelme ve motivasyon maksadıyla sembolleştirmiştir. Maalesef sembol günlerde yapılan, bu ideolojik buluşmalar; bir kesimi yüceltirken, geriye kalanları ötekileştiren bir yapıda tezahür etmektedir. Yani aynı coğrafyada yaşayan insanları bile ayrıştırmaya yöneliktir. Son yıllarda Kürt siyasalı Kürtlerin insani haklarının mücadelesini vermek yerine, doğu illerinde otoriteyi sağlamak adına bir baskı unsuruna dönüşmüştür. Kürt siyasalının “Ya benimlesin ya karşımda” psikolojisi, Nevruz kutlamalarını da ötekileştiren ve ayrıştırıcı bir şenlik haline dönüştürmüştür. Yeniden canlanmaya başlayan doğanın insanlara sunduğu bolluğu, bereketi, sevgiyi, kardeşliği, paylaşmayı ve dostluğu simgeleyen Nevruz; maalesef ülkemizde adeta kutuplaşmanın bir sembolü durumuna gelmiştir. Ahmet Kaya’nın seslendirdiği parçada Korkmazgil’in belirttiği gibi; Bu ne çıldırtan denge Yaprak döker bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe… Ülkenin her yanı açlık, sefalet, işsizlik kokarken, Milyonlarca insan, sabırla hala “güzel günleri” beklemekte! Böylesine tarihi bir sefalete karşılık, iktidarın tek yaptığı tribünlere oynamak ve siyaset yapmak! Ülke insanlarını boş kaşıkla beslemek… İktidarın tek bildiği eli kolu bağlı muhalefete çakmak, basını susturmak, ona buna bağırmak.. Bu zalim sistem, gururlu insanlarını bile dilenci yaptı. İnsanlarını çöpten beslenmeye mahkûm etti. Çünkü ülkenin bir yanı çiçek açarken diğer yanı yaprak dökmekte.. Bir şarkıda olduğu gibi.. “Yaprak döker, bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe” Bir yanı lale devrini yaşarken diğere yanı “haline şükret” denilerek uyutulmakta. Diyanet fakirliğin güzel bir şey olduğunu her vesileyle fakir insanların beynine işlemekte, açlığın çaresinin cennette çözüleceğine insanları inandırmaktadır. Kısacası diyor ki “mutlu olmak için kendinden iyi durumda olanlara değil, kendinden daha kötü durumda olanlara bak ve haline şükret ki cennete istediğin nimetlere kavuşabilesin.” Ve bunu diyenler “bir eli yağda bir eli balda” misali yaşayanlardır.. Elinde kılıç fetva verenlerdir. Yeter ki haramzadelerin, kul hakkı yiyenlerin, helal haram demeden malı götürenlerin düzeni bozulmasın. Oysaki doğmamış çocukların bile hakkıdır doymak. Ve o çocukları doğuracak anaların hakkıdır insan gibi yaşamak. Ama ne yazık ki bu ülkede o çocukların ve annelerin hayalleri bile yağmalanmıştır. Ülkenin her yanı açlık kokuyor, sefalet kokuyor, işsizlik kol geziyor. Gençler umutsuz, gençler mutsuz gençler işsiz.. Milyonlarca insan, sosyal yardım bekliyor; doymak için, kış geldiğinde donmamak için. Böylesine tarihi bir sefalete karşılık, hayatımız sadece içi boş siyasi söylemler, Kanal hikâyesi, yerli araba, denizin dibinde ki doğal gaz ve savaş naraları… Hayatımız besleme televizyon kanalları sayesinde, yalan ve uyutma haberlerle dolu. Hem de şöyle böyle değil, sefaleti zenginlik diye altın tepside sunuyorlar. Soframızdan çalınan ekmeğimizi “ekmekler küçüldü, israf bitiyor” diye haber yapıyor bu ahlaksız, bu Allahsız kanallar. Evet, bu zalim sistem, gururlu insanlarını bile dilenci yaptı. Ama ne gören var ne sorgulayan sorumlular.. Enflasyon çarşı pazarda deve olmuş, devletin TUİK’in de cüce olmuş. Hayalleri bile yağmalanan geçlerimiz umutsuzluğun pençesinde çırpınmakta. Televizyon kanalları üç paralık dizileriyle, her akşam reklam torbasını doldurmakta. Güle oynaya gariban milleti soymaya devam etmekte.. Öyle bir ülkeyiz ki artık, demokrasi inim inim inliyor. Çünkü ekmeğin olmadığı yerde demokrasi olmaz! Kişisel çıkarlar her değerin üstünde. “Ben ne dediysem o” zihniyetiyle doludizgin gidiyoruz. Allah sonumuzu hayreylesin! Ali Galip AKYILDIRIM Yazarın kısa öz geçmişi ... Mahkum 17. bölüm reytinglerinde tüm kategorilerde reytinglerini yükseltti. Total’de 6,40 reyting ile 1., AB’de 6,07 reyting ve ABC1’de 6,01 reyting ile 2. oldu. Bölüm yazısı konuk yazar Büke nin kaleminden. Keyifli okumalar. yayınlanan Mahkum, bu hafta bir yandan kavuşmaların mutluluğunu, diğer yandan vedaların hüznünü yaşattı biz izleyicilerine. Tarafların planları, birbirlerini alt etmek için yaptıkları girişimler, düşman Fırat Barış’ın geri dönmesi bölümü güzel yapan diğer etmenlerdi. Ancak Cemre’nin hikayesinin bitiriliş şekli maalesef ki bölümün güzelliğine gölge düşürdü. Hikayesi biten karakter diziden ayrılabilir ya da oyuncu hikayesinin bitirilmesini talep edebilir. Dizimizde hangisi oldu bilmiyorum ama bitirilmeden bitirilmeye fark vardır. Mantıklı bir vedaya lafım olmazdı ancak bu izlediğimiz maalesef Cemre’ye şimdiye kadar yazılan hikayeyi anlamsız ilerleyen kısmında Seray Kaya’ya teşekkürümü, Cemre’nin hikayesiyle ilgili kronolojik hataları ve vedasına ilişkin düşüncelerimi yazacağım. Geçen bölümü Nazlı ve Can tutulduğu yerde içeri verilen dumanın etkisiyle bayılırken, dışarıda Fırat ve Barış’ı korku dolu bakışlarla, çaresizlik içinde çocuklarına bakarken kapatmıştık. Jenerik öncesinde Fırat ve Barış çocukları içeriden çıkarmak için son çare olarak cama ateş edip içeri girdiler. Çocukları alıp çıktılar ve jenerik girdi. Jenerik sonrası bölümü 3 gün sonrasında 68 meyhanede, Nazlı’yı uyandıran Fırat’la açtık. Nihayet hasret bitti ve Nazlı babasına, Fırat ise nazlı kızına kavuştu. Bu sahnede aklıma Fırat’ın kızını aylar sonra hastanede ilk görüşü, “Nazlı sen gerçek misin?” diye soruşu geldi. Nazlı da babasını rüyasında gördüğünü düşünmüştü iyileştikten sonra. Şimdi ise uykudan uyanan Nazlı, babasının yüzünü okşayıp “Artık eminim rüya değilsin” diyordu. Baba kız çok büyük bir sınavın ardından tekrar birlikteler şimdi. Özellikle Fırat için kabus gibi geçen süreç inşallah bir daha tekrarlamaz. Baba kız bir daha ayrılıkla, hasretle sınanmaz. Fırat’ın yüzü bir başka gülüyor artık, tabi Nazlı ve Bekir’in de. Bekir de aylarca öldü bildiği, mezarını aradığı yeğenine kavuştu. Baba ve dayı birlikte Nazlı’yı oyalamaya, yüzünü güldürmeye çalışırken aslında annesinin yokluğunu hissettirmeme çabasındalar. Nazlı dayısına annesini sorduğunda, Bekir’in konuyu değiştirmesi kaçınılmaz gerçekle yüzleşmekten korkmasından, bunu yeğenine nasıl söyleyeceğini bilememesinden kaynaklanıyor. Nezaket Hanımı da torununa sarıldığı, kızının emanetini öpüp kokladığı bir sahnede izleyecek miyiz merak ediyorum. Kadını Fırat’ın duruşmasının ardından hastanede yatarken bırakmıştık Belki Fırat aklanınca yazılır böyle bir sahne. Bulut ailesinin ardından Yesari ailesini çocuklarına kavuşmuş olarak izledik. Barış’ın oğlunu izleyişi, okula gitmesin deyişi, Büge’ye Can’ı dünyaya getirdiği için teşekkür etmesi, onu mucize olarak nitelendirmesi, Büge’nin bir daha oğullarıyla sınanmamayı dilemesi. Barış yıllar sonra hem babalığı tattı hem de onu kaybetme korkusunu yaşadı. İçten içe eski Barış olmak, temiz Barış olmak istediğini zaman zaman hissettiriyor ki bu sahnedeki sözleri de bunu doğrular gibiydi. Barış Ben böyle Can’a bakınca tüm günahlarım siliniyormuş gibi sanki. Temize çekiyor bu adam beni. Keşke 3 günlük zaman atlaması olmasaydı da Nazlı’nın kendine gelişini, Fırat ve Bekir’le kucaklaşma, Cemre ve ekiple ilk tanışma anını, Nazlı ve Fırat’ın birlikte ilk uyuyuşunu ve uyanışını, Can’ın kendine gelişini, Büge’nin oğluna sarılışını, ailecek geçirecekleri o ilk gece ve sabahını izleyebilseydik. Barış ve Fırat’ın çocuklarına kavuşmasıyla aralarındaki ateşkes bitti. Fırat Barış’ı yakalamak, suçlarını kanıtlamak, Barış ise Fırat’ı öldürmek ve ekibi tekrar hapse sokmak için harekete geçti. Fırat’ın ilk hamlesi Büge’yle konuşmak ve yardımını istemek oldu. Fragmanda bu sahne çıktığında Barış Nazlı’yı vermedi , Fırat da kızını alabilmek için son çare Büge’ye her şeyi anlattı diye düşünmüştüm. Meğerse Barış hakkında tanıklık yapmasını istemekmiş amacı. Büge’nin Barış’a olan inancı, Fırat’tan Barış’la ilgili gerçekleri öğrenmesiyle yerle bir oldu. Barış, Can’ın babası olduğu için bunu yapamayacağını söyledi Büge. Fırat da gerçeği öğrenmiş oldu ama belki de öncesinde anlamıştı bunu çocukların kaçırılma zamanındaki hal ve tavırlarından ki bu duyduğuna bir tepki vermedi. Bu bölüm öğrendik ki Büge “onun Barış’ının” geri gelme ihtimaline tutunmuş. Katil olan Barış’ın yanında kalması, onun tarafından öldürülme korkusu yaşamasına rağmen gidememesi, sadece Can’ı kaybetme korkusundan değilmiş, onda zaman zaman eski Barış’ı, aşık olduğu Barış’ı görmesindenmiş. Ama küçük bir kızın annesini öldürdüğü halde hiç pişmanlık duymadan onun gözlerinin içine bakabilmesi Büge için bir nevi kırılma noktası oldu. Önce sessiz kalarak tepkisini gösterse, kendi içinde vicdan muhasebesi yapsa da sonunda Barış’la olamayacağına karar verip, oğluyla birlikte annesinin evine gitmeyi seçti Büge. Barış “Gitme, seni çok seviyorum, her şeyi size yakın olmak, hakkım olanı almak için yaptım” demesine rağmen Büge’nin gidişine engel olamadı. Barış Büge’nin “Beni, uğruma bu kadar insan öldürecek kadar çok seviyor madem aşkının büyüklüğüne saygı duyup yanında kalayım demesini mi – ki hala Barış’ın tüm bunları Büge’ye aşkından ziyade özgürlüğünü kaybetmemek için yaptığına inanıyorum- bekliyordu anlamış değilim. Ayrıca “ Sana aşkım o kadar büyük ki bunun karşısında hiçbir hayatın önemi yok özellikle Savcının hayatının” söylemi bir beni mi rahatsız etti merak ediyorum. Bencillik ruhuna kanına işlemiş, damarlarında dolaşıyor adamın. Barış Savaş’ın mezarında, yakında yanına geleceğini, hapse girmek yerine ölmeyi tercih edeceğini ama öncesinde herkese bedel ödeteceğini söyleyerek büyük bir intikam yemini etti. Senaristimiz Barış için nasıl bir son planlıyor, orijinalindeki seri katile nasıl bir son yazıldı bilmiyorum ama Barış’a hapse girmemek için intihar etme senaryosu yazılmamasını umuyorum. Barış o mahkemeye çıkmalı, suçları tek tek ortaya dökülmeli, uğruna kaç kişiyi öldürdüğü özgürlüğünü kaybetmeli, cezaevine götürülmeli, tek kişilik bir hücreye atılmalı. Ölmeye çalışsa bile buna izin verilmemeli, nasıl ki Zeynep’e Fırat için “Ölmek isteyecek ama ölemeyecek” demişti, Barış da ölememeli, yavaş yavaş delirmeli. Mahvettiği tüm hayatların hesabını vermeli, sadece o da değil Sasha ve Zahit de. Bu insanlar yaşattıklarını yaşamadan ölmemeliler. Karşılıklı yapılan planlar ve oynanan akıl oyunları sayesinde – iki taraf da akıllı olunca- sahnelerin seyir zevki çok yüksekti. Sasha’nın Paşa’nın cebinden 68 Meyhaneye ait bir fiş yürütmesine karşılık Paşa’nın Sasha’nın evinin anahtarının kopyasını almış. İkisi de kendini akıllı sanırken ikisinin de oyuna gelmesi komikti. Bölüm fotoğraflarından yola çıkarak Barış meyhanede ekiple karşı karşıya geldi sanmıştım, neyse ki orada kaldıklarını çözemedi, müşteri olarak oraya geldiklerini sandı. Nazlı saklandıkları odada konuşunca “Eyvah Barış çözdü” dedim ama Yadigar durumu iyi kurtardı. Paşa Sasha’nın evinde oyalandıkça gerildim. Sonunda yakalanınca, Fırat’la konuşması sonucu saklandıkları yeri gerçekten buldular sandım. Paşa bir kere daha tedbirsiz davrandı diye düşündüm. Sasha ve Barış Fıratların mekanına doğru yol alırken karşılaştıkları sürpriz çok hoştu. Bizimkiler yakalanma ihtimaline karşı plan yapmışlar meğer. Sasha ve Barış’ın duvar yazısıyla karşılıkları anki yüz ifadesi görülmeye değerdi. Sahneye paralel giren flashbackte Paşa’nın kalemi bulduğunu gördük. Bu sefer sürpriz yapma sırası Barış’taydı. Onlar da Fırat ve ekipten gelecek hamleyi karşı hazırlıklıymışlar. Kalemde Barış’ın sesi vardı var olmasına ama itiraf yoktu. Böylece bıçaktan sonra ses kaydı delilini de kaybetmiş oldu Fırat. Bu arada o kalemi Büge almamış mıydı kasadan. Ne oldu acaba geri mi koydu yerine? Barış kasadan dosyaları alırken kalemin orada olmadığını fark etmedi mi? Yoksa Büge aldığının yerine sahte bir kalem mi yerleştirmişti? Foto13 Sinyor sahneleri neyse ki azdı bu bölüm. Daha da azalır inşallah. Barış’ın Fırat’ın ölümüne karşılık Sinyorla anlaşma yapacağını tahmin etmiştim. Sinyor bomba meselesini Fırat ve ekibin üstüne yıkarak, onlara hata yaptırmak ve yerlerini tespit etmeyi amaçladı. Televizyonda boy boy fotoğrafları yayınlansa da bir şekilde her durumdan sıyrılmayı başardı şimdilik mahkumlar. Barış ’la ilgili de planlar yapmaktan geri durmadı tabi. Tarafların atakları bölüm boyunca devam etti. Paşa ve Hacı, Sasha’nın kamyonun peşine düşerken, Fırat ve Cemre ise Ferda’nın öldürüldüğü evde, Barış ve Ferda’ya ait bir iz, bir delil arıyorlardı. Savcı Fırat Bulut sahalara döndü kısa bir süreliğine de olsa. Savcım da mesleğini özlemiş belli. Olay yeri teşhisleri yerindeydi. Sasha’nın kamyonunun sahibinin oğlunun polis çıkması, Hacı ve Paşa’nın onu görünce ki bakışı, sofradan kalkamayışları, babaannenin Hacı’yı tanıması, Paşa ile oradan kaçmaları güzeldi. En azından ellerine bir koz geçti bakalım ilerleyen bölümlerde cinayetlerle ilgili kanıt olarak kullanabilecekler mi kamyonu. Fırat ve Cemre, Ferda’ya ait kanı ve ceset torbasını buldukları sırada Sasha ve Barış’ın gelmesiyle köşeye sıkıştılar. Yalnız Barış’ın Fırat’ı kokusundan tanımasına ne demeli. Çok güldüm. Barış Sen sığdığını mı sanıyorsun oraya? Fırat ve Cemre , Barış ve Sasha’dan kurtulduklarında, ormanda Barış’ı kayıp ceset sürprizi bekliyordu. Ferda’dan boşalan mezara Fırat’ı itip onu bir kez daha öldürmeye teşebbüs etmesi üzerine Cemre’nin tam zamanında müdahalesiyle ikili kaçmayı başardılar. Bölümün sürprizlerinden biri Tahir’in Fırat’a yaptığı ziyaretti. Cinayet bıçağı kaybolduğunda Bekir ya da Tahir’in almış olmasını tercih edeceğimi söylemiştim. Ancak sonrasında Tahir’in Barış’a yardım etmesi, ekibe ait minibüsün plakasını vermesi, Fırat’ı polise ihbar etmesi bıçağın onda olmadığını düşündürmüştü. Onda olsa analiz ettirir ve Fırat’ın masum olma ihtimalini düşünür , Barış’a yardım etmez demiştim. Meğer bıçak ondaymış ve gerçekten analiz ettirmiş. En büyük şüpheli Fırat olduğu için de sonucu almadan Fırat’a gelmemiş haklı olarak. Katilin Barış olduğunu da öğrendi ama yine de Tahir’e güvenemiyorum. Fırat’a getirmek yerine direkt adliyede Cemre’ye verebilirdi bıçağı. Cemre yeniden yargılama için o anda başvurabilir, bıçağı gerekli kişilere teslim edebilirdi. Ondan sonra Fırat’ın karşısına çıkabilirdi Tahir Cemre’yle birlikte. İki avukat olarak gerekeni yapabilirlerdi. Tahir’in Fırat’a gerekeni yap demesi saçma, savcı değil ki o şu anda, firari bir mahkum. Ve bölüm sonu itibarıyla da maalesef artık avukatsız bir mahkum. Tahir ikili oynamanın sonucu olarak artık Barış’ın hedeflerinden biri. Bölümün diğer bir sürprizi Ceyda Zahit konuşmasıydı. Ceyda da başından beri Barış’ı biliyormuş. Barış’ın parmak izi test sonuçlarını da onlar değiştirmiş hatta. Bıçağın Cemre’de olduğunu öğrenince onu almaları gerektiğini söyledi Zahit. Cemre bir anda herkesin hedefi haline geldi. Dizilerde büyük ve mutlu sofralar kurulursa ardından kötü bir şeylerin olması olasıdır. Dizi izleyicileri bunu iyi bilirler. Meyhanede kurulan büyük sofra, bıçağı bulmuş ve özgürlüğe bir adım daha yaklaşmış olmanın mutluluğu, maalesef ki kısa sürdü. Cemre’nin son mutlu anlarıydı bunlar. Sözleri, bakışı vedanın yaklaştığını hissettirdi. Son ana kadar Cemre karakterinin diziden ayrılması kararından vazgeçilir umuduyla bekleyen ben meyhane sahnesinden sonra kararın kesin olduğunu anladım. Cemre ve beybabanın sarılışı, Cemre’nin “Daha çok birlikte yemeklerimiz olacak, yarın yine geleceğim” demeleri ayrı bir hüzünlü geldi. Fırat’la konuşmaları, Fırat’ın ona bıçağı teslim etmesi, sarılmaları, Cemre’nin yüzündeki gülüş , ağır çekim el sallamasından sonraki sahnelere çok odaklanamadım maalesef. Cemre’nin sisteme yaptığı başvuruyu ne hikmetse Ceyda ve Sasha gördü hemencecik. Bir yandan Ceyda ve Zahit, diğer yandan Sasha ve Barış, Cemre’deki bıçağın peşine düştüler. Barış bıçağın bulunması ve analiz edilmesi haberi üzerine ilk ölüm emrini Cemre için verdi. Cemre, teyzesiyle yaptığı konuşmanın ardından hayatıyla ilgili gerçekleri öğrendi. Baba bildiği adamın babası, teyze bildiği kadının teyzesi olmadığını, düşman olarak gördüğü Zahit Yesari’nin babası, Barış Yesari’nin ağabeyi olduğu gerçeğiyle yüzleşmek onun için bir yıkım oldu maalesef. Şimdi Cemre ile ilgili bildiklerimize bir göz atalım. Öncelikle Yesari Vakfı gecesinde Zahit Cemre ilk karşılaşmasında Zahit’in Cemre’nin babası olduğunu düşündüğümü, hatta gerçek annenin de teyzesi olabileceğini yazmıştım. Cemre’nin hapiste bir babası olduğunu öğrendik. Baba kız sahnesinde adam anneni üzme diyordu kızına. O zaman acaba Cemre’nin babası Beybaba ve Zahit yüzünden mi hapiste dedim. Ardından Nazan’ın fotoğraf albümünde Cemre ve annesinin fotoğrafını gördük, Tahir Cemre’nin babasını hapse attıranın Zahit olduğunu Barış’a söyledikten sonra. Cemre Tahir’den duyduklarından sonra babasının dosyasının peşine düştü. dava dosyasını Tahir’den almayı başardıklarında Cemre içinden düşen fotoğrafın annesine ait olduğunu söyleyince beybaba şaşkınlıkla ona baktı. Beybabanın Cemre’nin anne dediği kadının yeni doğmuş bebeğini öldürmekten hapse girdiğini öğrendik. Adam Cemre’nin annesi İnci yaşıyorsa sorularıma cevap bulabilirim dedi Fırat’a. Karakter tanıtımında Cemre 30’lu yaşlarında bir avukat olarak yazıldığı için mantıken annesinin bir bebeği olup olmadığını bilmesi gerekiyordu. Annesi hamile kaldığında Cemre 5-6 yaşlarında olmalıydı. Çünkü beybaba 25 yıldır içeride ve öldürdüğü söylenen bebek yaşasa 25 yaşında olacaktı. Beybaba kardeş meselesini açtığında Cemre hiç kardeşi olmadığından bahsetti. Kuaförde Nazan ve Zahit’in konuşmasına şahit olan Cemre babasının gerçek babası olmadığını öğrendi. Peki geldiğimizde önümüze konulan Cemre hikayesi ne? Beybaba Zahit, Beybaba Nazan ve Sinyor Zahit görüşmeleri Cemre’nin geçmişini ! ve Beybaba ile davaların çakışma noktasını aydınlatma temalı sahnelerdi. Zahit ve İnci şirkette tanışıyorlar ve Zahit ona aşık oluyor. Tomris’ten ayrılmayı düşünürken Barış’ın psikolojik hastalığı ortaya çıkıyor. İnci Zahit’i terk edip ortadan kayboluyor. Kısa sürede evleniyor ve bebeğinin doğumu için hastaneye kayıt yapıldığında Zahit izini buluyor. Hastaneden kaçtıklarında Zahit karşılarına çıkıyor ve adamı öldürmek için ateş ettiğinde İnci araya girip vuruluyor. Zahit bebeği alıp kaçıyor. Zahit Sinyorun yönlendirmesiyle Erol başsavcı ile iletişime geçiyor ve davanın üstünün örtülmesini istiyor. Beybaba tam da devrideyken bu olay gerçekleşiyor, silah sesi duyuyor, kendisine sıkıldı sanıp ateşle karşılık veriyor. Sonra görüyor ki adam karısını öldürmüş. Ateş ettiği sırada bebeği öldürdün deyip adamı hapse atıyorlar. Zahit’in kaçırdığı bebek Cemre, Nazan’a emanet ediliyor. Peki İnci o gece öldüyse Cemre’yle nasıl çocukluk fotoğrafı oluyor? Hapisteki adam İnci’nin kocasıysa ve kadın ölüyse nasıl kızına anneni üzme diyebiliyor. İnci hayattaysa adam neden hapiste? Nazan öz teyze değil madem İnci ve Cemre’nin fotoğrafı neden albümünde. Nazan kim de Zahit Cemre’yi ona emanet etti. Cemre yabancı bir adam ve kadına anne baba dediyse İnci’nin fotoğrafına bakıp nasıl annem diyebiliyor. Bir ihtimal Nazan ve İnci mahalleden arkadaştır, Zahit de o yüzden Cemre’yi Nazan’a vermiştir. Ve son olarak 30lu yaşlarındaki Cemre nasıl 25 yaşında ölüyor. Cemre hikayenin kilit karakterlerinden biriyken, Fırat’ın avukatı olma misyonu taşıyorken, Fırat dahil tüm ekibe yardım ediyor dosyalarıyla ilgileniyorken, hepsine umut olmuşken, daha ilk davasını kazanamamışken, nihayet bıçak sayesinde Fırat’ın davasını yeniden başlatacakken hikayesi nasıl bitti denilebiliyor hayret. Fırat aklanana kadar Cemre’nin hikayesi bitemezdi. Aile konusunun bu kadar saçma biçimde bağlanması, karaktere gerçek ailesiyle bir yüzleşme bile yazılmaması çok yazık. Cemre öğrendiği gerçeklerin ağırlığını taşıyamayıp Fırat’tan gelip onu almasını istedi de peki neden o gelene kadar evde beklemedi. Sokak sokak dolaşırken Fırat onu nasıl bulacaktı ki. Cemre yolda Büge’yle karşılaştı. Büge ona Barış’la ilgili itirafta mı bulunacaktı acaba? Şimdi konuşmazsam yarın konuşamam dedi Büge ama Cemre’nin dinleyecek hali yoktu maalesef. O anda konuşsalar Cemre belki hayatta olurdu. Cemre ve Büge’yi gören Rafi arabayı geri çevirip peşlerine takıldı. Rafi ve Mücahit o gece Cemre’nin mi peşindeydi acaba yoksa Nazan’ın mı? Zahit Sinyor görüşmesi baba kız teması üzerindeydi, bıçak mevzusu ortada yoktu. Bu işi örtmek için ortadan kaldırılacak isimler Nazan, Beybaba ya da Savcı olmalı bu durumda. Cemre’yi öldürtür mü Zahit bilemedim. Cemre evden çıkarken Sasha ve Barış da yoldaydı. Cemre içindeki acıyı haykırırken bir duvar kenarında aklında baba bildiği tek adam, elinde onun emaneti olan saat vardı. Ve son kez günü saydı Cemre. Sonrasında tüm gücünü toplayıp yürümeye çalışırken Cemre’nin peşindeki kapüşonlu kişi onu dört kere bıçaklayıp eline karanfil bıraktıktan sonra, bıçak ve Barış Yesari dosyasını alıp ortadan kayboldu. Onu uzaktan yerde yatarken gören Fırat yanına koştu ama çok geçti. Cemre’nin son sözleri “Seni Seviyorum” oldu. Cemre hayran olduğu ve içten içe sevdiği adama böyle veda etti. Fırat dost olarak gördüğü ,ona her koşulda inanan, yanında duran, destek olan avukatını kaybetti aynı karısını kaybettiği gibi. Seray Kaya’ya 17 bölüm boyunca canlandırdığı Cemre karakterine kattığı ruh için, emekleri için, bizi bu karaktere inandırdığı için teşekkür ediyorum. İlk bölüm yazımda Kadın’ın Şirin’inden ne kadar nefret ettiysem Mahkumun Cemresini o kadar seveceğimi hissediyorum demiştim. Gerçekten de sevdim. İnandığı değerler uğruna mücadeleden hiç vazgeçmeyen, kendi ayakları üzerinde duran, hırslı genç avukattı Cemre, yaraları sayesinde güçlenmiş bir kadındı Cemre. Hoşçakal Cemre, hoşça kal Seray Kaya. Fragmanda Fırat Cemre’nin çantasında bıçağı bulamayınca kendi davası yüzünden öldürüldüğünü anlıyor ve bir kez daha vicdan azabı duyuyor. Cemre’nin ölümü Fırat’ınkine bağlanmasa , babasının davası yüzünden öldürülseydi illa böyle bir son yazılacaksa. Bu son Cemre’ye de Fırat’a da haksızlık. Ya da öğrendiği gerçeklerle başa çıkamayıp ülkeyi terk etseydi mesela. Karakterlerin illa ölerek ayrılması gerekmiyor dizilerden. Bakınız Eren. Akıl hastanesinde tedavi görme hikayesiyle veda etti. Fırat ve Nazlı nihayet Zeynep’in ölümünü konuşuyorlar. Nazlı annesini soruyor. Fırat’ın korktuğu o an geldi nihayet. Bunu kızına anlattığı anları merakla bekliyorum. Fragmanla sınırlı değildir inşallah o sahne. Cemre’nin cenazesinde Barış ve Zahit’i görmek sinirlerimi bozdu valla. Fıratlar da cenazeye gidiyormuş. Uzaktan izleyecekler muhtemelen. Tabutunu taşıma şansları yok ne de olsa. Sinyor Sasha’yı nasıl ele geçirdi acaba ve ne isteyecek? Barış’ı çözdü mü yoksa Savaş’a karşı onu mu kullanmak amacı? Barış Büge’yi Cemre’nin öldürüldüğü yerin yakınlarında bulmuş belli. Peki kızı öldürmeye giderken mi buldu ve vazgeçti yoksa öldürdükten sonra mı görüp arabasına aldı. Büge tekrar Barış’ın yanına o eve dönmesin istiyorum ama fragmana göre yine aynı çatı altında gibiler. Büge başka kimseyi öldürmezsen yanında kalırım filan mi dedi yoksa. Umarım dememiştir. Bu haftaki konumuz Cemre’ye bunu kim yaptı olacak belli ki. Peki Cemre’yi öldüren kim? Amaç sadece bıçağı almak olsa bu bayıltılarak da yapılabilirdi. İşin içine cinayet girince akla ilk gelen isimler Sasha ve Barış. Eline bırakılan karanfil , şairane sonlar yazmayı seven Barış’ı işaret ediyor ilk şüpheli olarak. Ayrıca edilmiş intikam yemini var ortada. Bir yandan da Barış ya da Sasha olsa gözlerinin içine baka baka öldürürdü gibi geliyor. İkinci ihtimal kapüşonlu oluşu acaba Tahir mi diye düşündürmüyor değil. Tahir’in ne gibi bir sebebi olabilir Cemre’yi öldürmek için. Zeynep’in kanına karşılık Fırat’tan intikam mı? Fırat’ın masumiyetine inanıyorsa gerçekten bu saçma olur. Bıçağı Barış’a karşı koz olarak kullanmak içinse, Fırat’a hiç vermeden -hadi diyelim güvenini kazanmak için verdi ki geri alırken kimse ondan şüphelenmesin- bunu Cemre’yi öldürmeden de yapabilirdi. Mücahit bu kadar soğukkanlı şekilde bir cinayet işleyebilir mi emin değilim. Ayrıca Sinyorun da Cemre’yle meselesi yok. En fazla Fırat’a ders vermek, intikam almak için öldürtmüş olabilir. Ceyda’nın boyu daha uzun sanki kapüşonludan. Ayrıca Cemreyle derdi de yoktu. Onu öldürmeden de bıçağı alabilirdi. Twitter yorumlarında katil Ali diyenler var. Ali’nin nasıl bir sebebi olabilir ki Cemre’yi öldürmek için. Kardeşi de hayatta değil ki onu korumak kurtarmak için yapsın. Fırat’a minnet borçluyken, Nazlı’yı kardeşi gibi seviyorken, Cemre’ye olay günüyle ilgili yardımı dokunmuşken böyle bir şey yapması bana mantıklı gelmiyor. Mahkum Cemre’nin katili kim? Yeni bölüm yazısında görüşmek dileğiyle… Keyifli okumalar. Yazı altı yorumlarda bölümle ilgili düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. Göz atmanızı öneririz Mahkum Bölüm Yorumları "öyle bir yerdeyim kine karanfil ne kurbağabir yanım mavi yosundalgalanır sulardadostum dostumgüzel dostumbu ne beter çizgidir bubu ne çıldırtan dengeyaprak döker bir yanımızbir yanımız bahar bahçe.." h. hüseyin "... anlatsam inanmazsin" seklinde abarti insanlarinin bitirebilecegi kelime dizisi. ne gökte ne yerdeyimbir garip seherdeyimaşıkmıyım ben neyimsarhoş olamıyorumdiye bir nağme ile de cevaplandırılması olası gerek muzigi gerek de sozleri ile donup kalmaya yol acacak sarki, ayrica bkz birak doneyim şarkı içinizi burkan bi ney soloyla başlar, hafiften gözleriniz dolar, sonra başlarsınız bir bir ahmet kaya şarkıları dinlemeye. dinledikçe hüzün artar, sınava çalışamaz olursunuz, ahmet kaya entrylerini doldurmaya yeltenirsiniz sonrasında. anam gider allah allah kızım düşmüş sokağa dizesiyle necip fazıl'ın muhasebe şiirindekiüst kat elinde tespih ağlıyor babaannemorta kat mavs oynayan annem ve aşıklarıalt kat kız kardeşimin tamtamda çığlıklarıbir kurtlu peynir gibi ortasından kestiğimbuyrun ve maktaından seyredin, işte evimdizelerini hatırlatan şarkı. "bir yere geldik kigüneş, heyy!ay, ayy!"* ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın. 23 Nisan 2009 1554 ali tukel Müsteşar Yardımcısı Sayın atalay hocam yine yaprak döken saatlerde karşımızda Hoşgeldiniz efendim...güzel bir gündü dünden bugün her nekadar gök gürültülü sağnak yağışlı gözüksede allah bir lütfu olsa gerek hava tahminleri çocuklar için ıskaladı rebbimizin dediği oldu. yorulduk,koşuşturduk ve nihayetinde öğretmen arkadaşlarımızın bazıları ile antep-maraş-urfa gezisine karar verdik akşam 1000 servsimizle yolcuyuz inşallah,oraları daha önce hiç görmemiştim..özellikle Harran ve Balıklı gölü merak ediyorum...bir şiirle devam etsin yaprak döken saatleriYaprak döken saatlerin,suspus mutluluğu,kaldı ki yarından bi haber,bu mu ki adı konulan kader,susalım konuşalım mı beraber..Baktım ki ordasın,bırakmadığım yerde,tam vaktinde gelmemiştin,beklediğim yoldan uzak,umulanın aksine,sana aitsin yine.. 22 Haziran 2009 1210 zerdali... Genel Müdür Akarsuya Bırakılan MektupGitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç Ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını Neden akşam oluyorum tren kalkınca Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum Öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki Az önceki çiçekler nasıl da diken diken Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç. O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı Nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç. Hasan Hüseyin Korkmazgil 22 Haziran 2009 2016 ali karadayı Müsteşar only time... 03 Temmuz 2009 2210 piajet Genel Müdür Gün kolay tükenir,Tez gelir beklenen yarın,Her sabah güneşle birlikte,Doğarsın umutlarım... 05 Ekim 2009 0119 piajet Genel Müdür güne kavuşacakken geceayrılan benim sendenbir yanım gündüzü ve sıcaklığını duyumsayacakkenbir yanım üşüyecek yokluğunda... 06 Ekim 2009 2254 ali karadayı Müsteşar Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.. Başka söze gerek yok.. 06 Ekim 2009 2309 bılgetonyukuk Daire Başkanı bir kervan yolculuğudur bizimkisidünyanın bir ucundan bir ucunasevmeyelim de neyleyelim birbirimizi ölüm an dır her an kapımızda.. 20 Kasım 2009 1943 atalay79 Müsteşar Yardımcısı bağlantımız varsa hayata...ki vardır mutlak en basit bakı ile...bakılarınız bağlantı orjinli olur umarım 20 Kasım 2009 1944 ali karadayı Müsteşar bakı? 20 Kasım 2009 1945 atalay79 Müsteşar Yardımcısı bakış 20 Kasım 2009 1947 ali karadayı Müsteşar İlk bakı'yı bakış olarak düzeltecektim, baktım bir tane daha var, vazgeçtim.. Onun için sordum..Bir yanımız yaprak döker, bir yanımız bahar bahçe... 20 Kasım 2009 1950 atalay79 Müsteşar Yardımcısı o da bir bakı açısı idi...ama çok önemsiz...bi o kadar da derin oysa...belki de saçma bir diğerine göre....ben gibi bem bile bazen bakamıyorum ki editim...haklısınız. 07 Aralık 2009 1812 ali karadayı Müsteşar Bugün yaprak dökme günündeyiz.. 07 Aralık 2009 1904 berfin..meb Kapalı Uzun zamandır yaprak döküyoruz ve bu ne yazık ki devam edecek gibi sayın editörüm. 11 Aralık 2009 1414 bılgetonyukuk Daire Başkanı hergün güllük gülistanlık olacak diye bir kaide geldiğinde dökülüp yenilenmesinide mevsim boşyere tekerrür etmiyor, canlanıp yeniden büyümesini de bilmeliyiz... 11 Aralık 2009 1809 fuzüli3 Kapalı bir yanımda varlığınbir yanımda ayrılıklarelimde kaynayan kalbimyollarım hasrete talimne çıkar hüzün de varsayaşam bir döngü nasıl olsa! 13 Aralık 2009 1945 yasemins Kapalı Öyle bir yerdeyim ki;Ne karanfil ne kurbağaÖyle bir yerdeyim ki;Bir yanım mavi yosunDalgalanır sularda.... 17 Aralık 2009 2203 _helezonn_ Kapalı ruh ve beden bir çatı altında, farklı gelişim gösteren iki yapı. beden günbe gün yaprak dökerken ruh bahara çiçek açıyor, gelişim gösteriyor.. 20 Aralık 2009 0246 bılgetonyukuk Daire Başkanı "ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkındane sen benim farkındasın ne de polis farkında."diye düşerken mısraya her mürekkep ayakta kalabilmek için bazen sadece kavak gibi suyla beslenmemek bir ceviz gibi rüzgarla fırtınayla olmalıki yaşamak tek ve hür olsun... 21 Aralık 2009 1808 berfin..meb Kapalı Yaprak döke döke yaprak kalmadı. Toplam 148 mesaj

yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe hikayesi