yanlış isimle hitap etmek psikoloji
Faire Des Rencontres Sur Internet Gratuitement. Sana Scooby Doo’nun denizaltı sandviçine baktığı gibi bakıyorsa, o zaman bir oyuncu olabilir. Bir oyuncu sizi bireysel bir kız veya onun sevgi ve şefkatinin nesnesi olarak değil, fiziksel varlıklarınız ve cinsel potansiyeliniz için görür. Herhangi bir gerçek hatası olmadığı için bir oyuncu seçmek çok zor olabilir. Oyuncular çok pürüzsüz hale geldi ve onlara attığınız her şeye adım adım yanıt verebilirler. Bir şey varsa, gerçek olamayacak kadar iyi görünebilirler. İltifatları biraz fazla cilalı ve prova edilmiş olabilir. Dokunmanızın ve öpücüklerinizin gücüne karşı biraz daha bağışık olabilir çünkü gözünün gördüğü tek bir aktivite var. Üzülmeyecek veya nefes nefese kalmayacak. Sizden önce ne düşündüğünüzü biliyor gibi görünecek, yani baştan çıkarmadaki her adımı o kadar doğal hissettirecek ki, bunun sizin fikriniz olduğunu düşüneceksiniz, bu yüzden işleri yavaşlatmak için hiçbir neden olmayacak. Dokunuşları ve sözleriyle sakin ve yavaş hareket ediyor gibi görünecek, ancak daha ne olduğunu anlamadan pantolonunuz çıkacak. İşleri daha da kötüleştirmek için, o da harika bir aşık olabilir. Oyuncunun dünyasında, tüm kadınlarının büyük bir “vajina havuzunun” parçası olduğu yerde, başka bir kadınla yaptığı bir şeyi sizinle yaptığı bir şeyi karıştırarak kendini çeldirebilir. Sana yanlış isimle hitap edebilir, ama muhtemelen sana “bebeğim” ya da “tatlım” diye hitap edecek, böylece hata yapmasın. Senin ateşli ve seksi olduğunu düşünüyor ama sana asla tatlı ve güzel olduğunu söylemiyor. Mükemmel göğüslerinize veya diğer fiziksel özelliklerine takıntılı. Seks bittikten sonra senden ayrılmayı zor bulmuyor. Eve gideceğini söylese bile aynanın karşısında vakit geçirecek. Fetihten sonra size gösterdiği ilgi çok yüzeysel ve samimiyetten ve samimiyetten yoksundur. Sarılma yok, yanağına kısa bir öpücük, birkaç samimiyetsiz sevgi sözcüğü ve kapıya yöneldiğinde sana özlem dolu bir bakış yok. Yalnız ve mantıklı olduğunuzda arkanıza yaslanın ve kendinize duygusal olarak sevildiğinizi ve tatmin olup olmadığınızı veya fiziksel olarak tatmin olup olmadığınızı ve bir sürü boş vaat verip vermediğinizi kendinize sorun.
Çocuğunuz, isminin psikolojik kurbanı olabilir Hayat… Çocuğunuz, isminin psikolojik kurbanı olabilir Kişinin kullandığı ismin fonetik melodisi insan ruhunda rahatsızlık oluşturuyorsa ya da kişinin taşıdığı isim o toplum tarafından hoş karşılanmıyorsa veya kişinin taşıdığı ismin manası negatiflik içeriyorsa, bu durumda o kişi bir ömür boyu kendisine her hitap edilişteki ruh dalgalanmasını, kendisine bakanların gözünde de negatif anlamları farkında olmadan üzerinde taşıyacaktır demektir. Sanırım ortaokul birinci sınıfa gidiyordum… Dersimiz “müzik”ti ve bütün öğrencilerin “sinir” olduğu müzik öğretmenimiz, bizlere “flüt” çalmasını öğretmeye çalışıyordu birkaç haftadır… O gün, notalarını öğrendiğimiz “Üsküdara gider iken” isimli parçayı çalmak üzere sırayla tahtaya kalkıyor ve sınıfın karşısına geçerek flütümüze üflüyorduk. Ancak, bir süre sonra sınıfımızın içinde garip bir gülme krizi başladı. Tahtaya kalkıp flütü üfleyen arkadaşlar bir türlü flütten ses çıkartamıyor, kendilerini zorluyor, zorluyor ve sonra da gülme krizine girip, öğretmenimizden işittiği azarla yerine oturuyordu. Ben başlangıçta ne olduğunu anlamadım. Ta ki kendim de tahtaya kalkıp sınıfa doğru yüzümü çevirip sınıf arkadaşlarımdan bir grubun bir kâğıdın üzerine yazdıkları “LİMON” yazısını okuyuncaya kadar… Flütü dudaklarıma değdirdim, tam üfleyeceğim, aman Allah’ım dilimin altında “ekşimsi” bir tat ve ağzımda bir garip kıpırdanma… Hani derler ya “Ağzının suyu akıyor” diye, işte tam öyle bir şey… Başımı kaldırıp kıkır kıkır gülen arkadaşların elindeki “LİMON” yazısına baktıkça ağzımın suyu akıyor ve üfleyeceğim flüte bir türlü istediğim gibi üfleyemiyordum. Beni de bir gülme krizi alınca zaten kaşları çatık halde bekleyen müzik öğretmeni “geç yerine” diye seslendi. Ben mahcup olmuş, sınıf da kahkahaya boğulmuştu. Bir kelimenin, insanın vücut kimyasını nasıl da değiştirdiğinin şahidi olmuştum, tabi karşılığında zayıf not alarak… Peki, ne olmuştu da bir “LİMON” yazısı vücut kimyamızı değiştirmişti. Söz bir büyüdür Gündelik yaşantıda insanın işittiği her bir kelime, gördüğü her bir olay ruhunda farklı etkilere sebep olur. Psikolojik rahatsızlıkları bulunan bir kişiyle psikolog arasında gerçekleşen terapi görüşmelerinin kişinin ruhundaki düğümlerin çözülmesine, içinden çıkamadığı birtakım sorunların kaybolmasına nasıl da yol açtığını bilmeyen yok gibidir. Çünkü söz bir büyü tesirindedir, hitap edilen kişiye bir ok gibi saplanır, onun ruhunda birtakım dalgalanmalara neden olur. Birtakım kelimeler vardır ki, insan o kelimeyi duyduğu an –tıpkı benim “limon” kelimesini ruhumda hissetmem gibi– vücut otomatik bir tepki verir. Yoklayın lütfen kendinizi; “yağmur” kelimesinin ruhunuzda oluşturduğu dalgalanma ile “fare” kelimesinin ruhunuza gönderdiği sinyal aynı mı? Veya “çiçek” kelimesinin ruhta oluşturduğu etkiyle “diken” kelimesinin ruhta oluşturduğu etki aynı mı? Tabii ki değil… Çünkü her bir kelime kendine has bir de ruh taşır. Bir “çiçek” kelimesinin ruhu ile bir “diken” kelimesinin ruhu birbirinden farklıdır. Peki, bir kelime üzerinde taşıdığı ruhu nasıl edinir? Bir kelimenin ruh elbisesi giymesi üç unsurla oluşur Bunlardan birincisi o kelimenin kullanıldığı toplumda o kelimeye yüklenmiş anlamla şekillenir. Yani aslında her bir kelimeye o kelimeyi kullanan toplum tarafından “ruh elbisesi” giydirilir. Örneğin “çiçek” kelimesini İngiltere’de kullanmış olsak bu kelimeyi duyan kişinin ruhunda oluşan etki Türkiye’deki bir insanın ruhunda oluştuğu etkiden farklıdır. Bir kelimenin taşıdığı ruh ikinci olarak o kelimenin çıkış melodisiyle de etkinlik kazanır. Örneğin dünyada kabul görmüş bir gerçek vardır ki, Fransızca kelimelerin melodisi ile Almanca kelimelerin melodisi birbirinden farklıdır. Almanca bilmeyen bir kişi Almanca konuşulan bir ortama girse, konuşulan konu çok muhabbet dolu bir konu olsa bile, o konuşmayı dinleyen kişi muhtemelen tartışma yapılıyor gibi hissedebilir. Çünkü Almanca kelimelerin melodisi kulağa “hırçınlık ve agresiflik” çağrıştırmaktadır. O nedenle olsa gerek ki “Bir askere emir vermek için en güzel lisan Almanca lisanıdır” denilmektedir. Tıpkı bunun gibi, Fransızca bilmeyen biri Fransızca tartışmaların yapıldığı bir ortama kulak kabartsa, duyduğu kelimelerdeki melodik yapı ona tartışma havası değil, güzel sözlerin sarf edildiği yanılgısını oluşturabilir. Ve yine bilinen bir gerçek var ki; Kur’an-ı Kerim’in okunuşu sırasında kulağa gelen o eşsiz melodi veya ezan okunurken kelimelerin yüklendiği o ince tını –ne anlama geldiğini dahi bilmeden– birçok kişinin Müslüman olmasına vesile olmuştur. Bir kelimeye ruh elbisesi giydiren üçüncü etken ise, o kelimenin çağrıştırdığı anlamdır. Örneğin bir “ateş” kelimesi yangını, yanmayı, acıyı çağrıştırdığı için “ateş” kelimesinin taşıdığı ruh insan ruhunu rahatsız edici olabilir. Ya da, “iğne” kelimesinin insan ruhundaki tesiri “iğne” kelimesinin taşıdığı anlamla da birebir ilgilidir. Tıpkı bunun gibi, bazen isim başlangıç itibariyle çok normal olsa da, zaman içinde o kelimenin çağrıştırdığı anlam farklılaşmış olabilir. Örneğin rahmetli Kemal Sunal’ın “İnek Şaban” filminden dolayı “Şaban” ismi başlangıçta güzel bir anlam taşıyorken, bu filmin gösterime girdiği andan itibaren farklı anlamlar çağrıştırmaya başlamıştır. İnsan kullandığı isimle bazen eziyet çeker Tüm bunları söyledikten sonra insanların üzerlerinde taşıdığı isimlere baktığımızda, gördüğümüz manzara gerçekten çok ürkütücü ve düşündürücüdür. Zira mademki “söz bir büyü” tesirinde kuvvetli oklarla insan ruhuna saplanmaktadır, psikolojik rahatsızlıkların aşılmasında kelimelerin gücünden faydalanılmaktadır, o halde bir insan bir ömür boyu boynunda taşıyacağı kendine ait sözün yanlış seçilmesinin psikolojik kurbanı olabilir. Kişinin kullandığı ismin fonetik melodisi insan ruhunda rahatsızlık oluşturuyorsa ya da kişinin taşıdığı isim o toplum tarafından hoş karşılanmıyorsa veya kişinin taşıdığı ismin manası negatiflik içeriyorsa, bu durumda o kişi bir ömür boyu kendisine her hitap edilişteki ruh dalgalanmasını, kendisine bakanların gözünde de negatif anlamları farkında olmadan üzerinde taşıyacaktır demektir. Bunun tersi düşünüldüğünde bir insan bir ömür boyu boynunda taşıyacağı kendine ait sözün doğru seçilmesinin psikolojik zengini de olabilir. Kişinin kullandığı ismin çıkış melodisi insan ruhunda bir rahatlama oluşturuyorsa ya da kişinin taşıdığı isim o toplum tarafından hoş karşılanıyorsa veya kişinin taşıdığı ismin manası pozitiflik içeriyorsa, bu durumda o kişi bir ömür boyu kendisine her hitap edilişteki ruh dalgalanmasını, kendisine bakanların gözünde de pozitif anlamları farkında olmadan üzerinde taşıyacaktır demektir. İsim tekrarı ile oluşan mistik tesir Aslında her insan kendi isminin zengini veya kurbanıdır. Kaderine tesir eden çok önemli bir güçtür taşıdığı isim. Çünkü o isim ve o isimle birlikte anılan ruh, kişiyi bir ömür boyu tesir altında tutacaktır. Bir insanın yaşamı boyunca en çok duyduğu kelimenin kendi ismi olduğu düşünülürse, taşıdığı ismin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Zira bir kelime ne kadar çok tekrar edilirse, o kelimenin taşıdığı ruh o kişiye daha kuvvetli tesir eder. Bunu bir başka örnekle daha izah edecek olursak, örneğin bütün dinlerde birtakım kelimelerin tekrarı ile ibadet yapıldığı bilinmektedir. Artık modern psikoloji de kabul etmektedir ki, kişiler birtakım kelimeleri –ve tabi o kelimelerin bağlı olduğu ruhu– ne kadar çok hisseder ve ne kadar çok tekrar ederse, kullanılan kelimenin ruhu o kişinin ruhuna çok ciddi tesir oluşturmaktadır. Örneğin “Allah” kelimesinin sık sık tekrar edilmesi ile kişinin ruhunda oluşan “dinginlik” ve “huzur” gözle görülen bir gerçektir. Zira “Allah” kelimesinin ruhunun o kişinin ruhuna teması belli bir etkileşimi de beraberinde getirmektedir. Hatta Hindistan gibi büyü ve büyücülüğün çok meşhur olduğu bazı ülkelerde yine birtakım mistik kelimelerin tekrarı ile büyücülük yapıldığı bilinmektedir. Tüm bu bilinenleri yeniden yan yana getirdiğimizde görülmektedir ki insanın taşıdığı “isim”ler ve “sıfat”lar o kişinin karakterinin oluşmasında büyük rol oynamaktadır. Sanırım bu açıdan olsa gerek ki, İslam dini anne-babalara çocuklarına koydukları isimlere ayrı bir önem verip, çocuğa “uygun” ve “güzel” isim koymanın anne-baba hakkı olduğunu vurgulamaktadır. Her “güzel” isim, “uygun” olmayabilir Tabii ki her ebeveyn kendince çocuğuna uygun bir isim koyduğunu düşünür. Ancak burada bir noktanın altını çizmekte fayda var ki, o da çocuğa konulmuş olan her güzel isim, çocuğa uygun isim olmayabilir. Türkçe’ye girmiş olan motive edici isimlerden örneğin, “Yiğit”, “Aslan”, “Yüce” gibi isimlerin çocuğun ruhunu her an aşırı tetiklediği bilinmeli, bu isimlerin gereğini yerine getirmeye çalışan çocukların her an ismiyle tetiklendiğini ve isminin gereklerini sergileyebilmek için çırpınma riskinin bulunduğunu bilmek gerekir. Hatta çocuğun ismiyle çocuk arasında bir uyumsuzluk da var ise bu da tüm bunların üstüne çocuk ruhunda ayrı bir yıpratıcılık taşır. Örneğin, boy ve kilo itibari ile “cılız” olan bir çocuğa “Yiğit” isminin kullanılması o çocuğun bir ömür boyu ruhen çelişki içinde kalacağı veya isminden kaynaklanan aşırı tetiklenme haliyle “anlamsız” yiğitlikler sergileme riskinin oluşacağını anne-babalar bilmelidir… Böylesi bir çocuk için, fiziksel olarak güçsüz olsa da, beline koyduğu bir silahla yiğitlik sergilemeye çalışması, taşıdığı bir bıçakla kendini teselli etmeye çalışması bu çerçevede düşünülmesi gerekir. Çocuğa tercih edilecek isimler Çocuk için tercih edilecek isimler, daha önce yaşamış ve güzel örnekler sergilemiş insanların isimleri arasından seçilmesi çok daha uygundur. Daha önce yaşamış olan insanlık adına güzellikler sergilemiş insanların isimlerini çocuklara koymak, Allah’ın isimlerini çocuklara koymak gibi değildir. Zira “Allah’ın isimlerinin çocuklara verilmesi” başlığı altında izah edildiği gibi Allah’ın isimlerini koymakla çocuk, bir “imkânsıza” veya “sınırsızlığa” doğru sürüklendiği halde, daha önceki dönemlerde yaşamış ve ismi güzelliklerle anılan bir insanın ismi çocuğa konularak o insanın “insan olarak” başardığı güzel işler çocuğa örnek olarak sunulabilir. Zira böylesi bir yöntemle, çocuğa sunulan örnek şahıs, insan olmanın gereği olarak yanlışları ile doğruları ile insan ruhuna daha uyum içinde olacak, cansız varlık, hayvan ve eşyanın insan ruhuna uyumsuzluğunun önüne geçilmiş olacaktır… İsim, ruhun tetikçisidir Özet olarak diyebiliriz ki, bir anne-baba, çocuğuna koyduğu isimle çocuğunun bir ömür boyu çağrılacağını ve aynı ismin üzerindeki ruhla bir ömür boyunca ruhsal temas sağlayacağını ve o ismin anlamıyla çocuğu bir ömür boyu her an tetikleyeceğini unutmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında çocuklara konulacak isimler, “güzel” ve “uygun” isimler olmalıdır. Genel anlamda çocuğun ve insanın ruhuyla barışık ve eşgüdüm sağlayacak karakterde olmalıdır. Kulağa ne de hoş geliyor diye isim koymak, Kur’an’da geçiyor diye Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını insanın sırtına yüklemek veya şu eşyaya benzesin ya da şu hayvanın şu güzel özelliğini taşısın diye çocuklara isim koymak psikolojik açıdan doğru değildir. Allah’ın isimlerinin çocuklara verilmesi Çocuğa kullanılan isimlerin çocuğun ruhuyla uyum içinde olmasının altını çizerken bir hususun mutlak surette dikkate alınması gerekir. Birçok anne-baba çocuklarına “güzel” isim koyarken çocuk ruhuyla “uyumsuz” isimler de tercih etmektedirler. Bu isimlerin başında da Allah’ın “güç”, “kudret” ve “azamet” ifade eden isimleri gelmektedir. İnsan ruhunun kaldıramayacağı böylesi isimleri kullanmak –dinî açıdan uygun olup olmaması bir yana– psikolojik açıdan da doğru değildir. Ruhunda bir “kuzu” gibi sessiz ve sakinlik taşıyan insana bir ömür boyunca “Aslan” diye hitap etmek nasıl ki o insana ciddi bir ikilem ve eziyet oluşturacaksa, bir çocuğa Allah’ın azamet ifade eden isimleriyle seslenmek de bundan daha büyük bir yanlıştır. Çünkü Allah’ın isimleri insanı ulaşılması imkânsız bir noktaya doğru tetikler, bu ise insanı ya negatif veya pozitif anormal davranışlara sürükleyebilir. Örneğin; Samet ismi… Samet ismi Allah’ın isimlerinden bir isimdir ve anlamı; “hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama her şeyin ona muhtaç olduğu zat” demektir. Böylesi bir ismi üzerinde taşıyan çocuğun fıtratı bu isim ile “pozitif olarak tetikleniyorsa” bu çocuğun “kibirli” veya “kendini beğenmiş” olmaması işten bile değildir. Bir çocuğun ruhuna günde onlarca defa “Samet” diye seslenmek, tıpkı uzun mesafe koşucusu bir atletten saatte100 kilometre koşması için tribünlerden tezahürat edilmesi demektir. Yeryüzünde hiçbir atlet yoktur ki saatte 100 kilometre koşabilsin ve yeryüzünde hiçbir insan yoktur ki kimseye muhtaç olmadan yaşayabilsin… Peki, bu durumda kalan bir kişide hangi davranış sapması beklenilebilir? Veya soruyu şu şekilde değiştirirsek, “Kendisine her an Hadi daha hızlı, daha hızlı koş’ diye tezahürat yapılan bir atletten hangi davranış sapması beklenilebilir?” Böylesi bir atlet saatte 100 kilometre koşamayacağını hesap edemediği için bu beklentilere karşılık verebilmek için daha çok performans, daha aşırı çalışma sergileyecek ve fakat ne kadar sergilerse sergilesin saatte 100 kilometre koşamayacağı için hep hüsranla geriye dönecektir. Kendisine devamlı olarak “Hiç kimseye ihtiyacın yok” diye telkinde bulunulan bir insan da, bunun böyle olabilmesi için garip bir bilinçaltı çaba sarf edecek ve asla da bunu başaramayacağı için ulaşabileceği en son nokta ancak “kibir” ve “gurur” noktası olacaktır. Çünkü kimseye muhtaç olmama insana ait bir özellik olmadığı için, insan kimseye muhtaç olmayayım diye uğraşırken, kimseden yardım almamaya kendini motive ederken, herkesin kendisinden daha aşağıda olduğunu bilinçaltında kendine fısıldarken farkında olmadan bulunduğu makamın “kibir ve gurur” makamı olması çok muhtemeldir. Bunun tam tersi olarak, eğer bu atlet, kendisinin saatte 100 kilometre koşamayacağını anladığı ve kabul ettiğinde ve fakat tribünlerdeki bitmek bilmeyen tezahüratlara artık karşılık veremeyeceğini anladığında artık belki pes edecek ve yarışmayı terk edecektir. Aslında bu atlet belki saatte 100 kilometre değil de dünyanın en iyi koşucusu olarak saatte 10 kilometre koşabilme yeteneğine sahip olsa dahi bu yeteneğini böylesi bir atmosferde sergileyemeyecektir. Tıpkı bunun gibi, Samet isminin ağırlığına yenik düşmüş olan bir çocuk da belki kendisi insanlık adına birçok ihtiyaçları giderecek buluşlar yapabilme yeteneğine sahipken, kendisinden beklenilenleri veremeyeceğini anladığında yapabileceklerini de yapmaktan beri duracaktır. Örnekleri çoğaltmak mümkün… Sultan, Nur, Rahman ya da Rahim gibi isimler “güzel” olsa da insan ruhuna “uygun”luğu noktasında bir kere daha düşünülmesi gereken isimler olduğunu hatırlatmakta fayda var. Eğer mutlaka bu isimler kullanılmak istniyorsa başına “kul” manasına gelen “Abd” kelimesi eklenmelidir. Abdurrahman, Abdurrahim gibi… Cansız varlıklar ve hayvan isimleri ile çocuklara hitap etmek Bazı anne babaların, çocuklarına hayvan isimleri koyarken, o isimlerin bir hayvana da ait olduğunu düşünmeden ancak o hayvanın güzel bir yönünü hayal ettiği ve toplumda da sık kullanıldığı için bu isimleri tercih ettiği bilinen bir gerçektir. Ancak her ne olursa olsun, bir hayvanın ismi insana yüklendiğinde, o insanın ismini taşıdığı hayvanın sıfatını taşımak için kendinde bir aşırı motivasyon içine gireceği açıktır. Kuzu gibi bir ruha sahip olan Kurt isimli çocuk veya sessiz sakin bir ruha sahip Kartal isimli çocuk veya bunların tam tersi olarak yırtıcı ve parçalayıcı bir karakteri bulunan Ceylan isimli bir çocuğun yanlış ve belki de imkânsız bir motivasyonla motive edildiği açıktır. Bununla birlikte birtakım cansız varlık isimleri de vardır ki, bunlarla da çocuğa hitap etmek doğru değildir. Örneğin, ruhunda cıvıl cıvıl ve sosyal olan bir çocuğa “Kaya” ismini koymak ne kadar doğrudur? Evet, belki anne babalar çocuklarına yaşamlarında “Kaya gibi sert olsun, yıkılmasın” diye bu ismi koyuyor olabilir veya bu ismin kulağa hoş gelen fonetik yapısından dolayı anne-babalar bu ismi tercih ediyor olabilir, ancak kullanılan isme ait sıfat ve özelliklerin çocuğun ruhunda negatif tetiklemelere neden olacağı unutulmamalıdır.
Sevdikleriyle kaliteli zaman geçirmeyi herkes ister. Ancak, yaşlanan yakınlarınızı görmeye gitmek bazen oldukça farklı ve zaman zaman stresli bir deneyime dönüşebilir. Yaşlı psikolojisi ve davranışları ise ziyaret esnasında yaşlı yakınınızda oluşan veya oluşmaya başlamış olan bazı problemlerin habercisi olabilecek ipuçları içermektedir. Anne, baba ya da en sevdiğiniz teyzeniz veya amcanızın günlük hayatta sorunlar yaşadığına şahit olmuşsunuzdur, fakat bazen aile üyelerinde aylar hatta yıllar içerisinde oluşan değişiklikleri görmelerine rağmen görmezden gelebilirler. İnsanlar yıllar içerisinde değişirler ve bazen fiziksel ve ruhsal sağlığın beklenilenden daha hızlı ilerlediğini kabul etmek istemeyebilirler. Sadece bilindik problemler için değil, yaşlıların karşılarına çıkabilecek herhangi bir sorunla nasıl başa çıkacağına dair ihtiyacı olan ipuçlarına göz atalım 1 İPUÇLARINI TAKİP EDİN Öncelikle işe yaşlı yakınınızın yaşadığı yere kısa bir ziyaretle başlayın. Evin dış cephesinde bir tadilat olabilir veya yürüme yolunda bir takım engeller olabilir, eve girildiğinde bir yığın posta veya gazeteler sizi karşılayabilir, belki de ev normalden daha temiz değildir veya anormal bir koku olabilir. Bu durum genellikle bir şeylerin habercisi olduğuna işarettir. Yaşlılıkta ortaya çıkan sağlık problemleri çok hızlı şekilde ilerleyebildiğinden, bir şeylerin yanlış gittiğine dair işaretleri görmezden gelmemek önemlidir. İdeal olarak, aileler çocuklarıyla ya da sevdikleriyle problemleri düzene koyma ve herhangi bir sorunun oluşmasından önce hayat boyu öğrenmekle ilgili konuşmalar yapacaklardır, ancak burada yaşlanan sevdiklerinizi ziyaret ettiğinizde farkında olmanız gereken bazı işaretler bulunmaktadır Ev ve bahçenin bakıma ihtiyacı var mı? Ev veya giysiler dağınık mı? Kırılmış, hasar görmüş eşyalar var mı? Kişisel hijyen eksikliği söz konusu mu? Depresif veya modu düşük bir hali var mı? Normal sergilenen davranışların dışında herhangi bir şey fark etmek önem taşımaktadır. Gerçekleştirilen bu ziyaret ve gözlem sonrasında yakınınız kendi başına yaşarken sağlığı ya da mutluluğu, yaşlı psikolojisi tehlikedeymiş gibi görünüyorsa, bir konuşma yapmanın ve sorunlarla yüzleşmenin zamanı gelmiş demektir. 2 ARKADAŞÇA YAKLAŞIN Emeklilik veya bakım planlarını tartışırken nezaketle ilerleyin. Konuyu herhangi bir noktaya çekmek yerine doğal bir konuşma yapmaya çalışın. Unutmayın ki ebeveynler yaşı kaç olursa olsun sizi hala çocukları olarak görüyorlar. Dolayısıyla bu ilişkiye saygı göstermelisiniz. Olumlu ve etkili bir konuşma için birkaç ipucu Konuşmak için kafe gibi rahat bir yeri tercih edin Diyaloğa normal konuşma tonuyla başlayın Sohbetin akışını sağlamak için “Evin çevresi nasıl?” veya “Araba sürmek nasıl gidiyor?” veya “Son zamanlarda eğlenmek için neler yapıyorsun?” gibi açık uçlu sorular sorun. 3 SUÇLU HİSSETMEYİN Suçluluk duygusu aile üyeleri için en büyük sorunlardan biri. Birçok aile üyesi yaşlı ebeveynlerine ilerleyen yaşlarda onlarla ilgileneceklerine dair sözler verirler, ancak bu bazen mümkün değildir. İlerleyen yaşlar genellikle yaşam kalitesi için uzman bakımı ve sosyalleşme gerektirir. Anne, baba, teyze ve amcalar hatta eşler bile sevdiklerini yaşlı bakım evlerine gönderme konusunda bir suçluluk duyarlar. Ancak en önemli şey, suçluluğun üstesinden gelmek ve durumu değerlendirmektir. Sonrasında ise en büyük problem yaşlı yakınınıza bakmak, hayatınızı ve yaşantınızı bu yönde değiştirmek ve kurulu düzeninizi bozmaktır. Teoride çoğunluk tarafından söylem olarak basit gözükse de uygulamada çok da iyi sonuçlar çıkmamaktadır. Ayrıca, bakıcı tutulacaksa yaşlı yakınınızın fiziksel sınırlamalarını unutmamak gerekir. Çoğu durumda, bakıcılık işi yaşlanan ebeveynlere en iyi bakımı sağlayabilecek zaman, maliyet ve gerekli becerilere sahip olan aile üyelerine verilir. Ailelerin yaşlı yakınları için gerçekten neyin en iyi seçim olduğunu belirlemeleri gerekir. Kendinden daha büyük yaşlı yakınına bakma kararını verme aşaması boyunca kendinize sormanız gereken bazı sorular şunlardır İşten vakit ayırabilir miyim? İşleri uzun süre durdurmayı göze alabilir miyim? Çocuklarım ve yaşlı yakınım birlikte yaşayabilir mi? Çocuklarım her zaman öncelik olmamalarına müsamaha gösterebilir mi? Bu durum ilişkimi nasıl etkileyecek? Benden daha büyük olan akrabalarımla olan ilişkimi nasıl etkiler? Bu sorgu aşaması tamamen gerçekçidir ve bilinçli kararlar verme sürecinin önemli bir parçasıdır. Sevdiğiniz kişiyle zor bir konuşmaya girmeden önce bu soruları ve yaşlı psikolojisi hakkında düşünmek önem taşımaktadır. 4 DÜRÜST BİR KONUŞMA YAPIN Yaşlı ebeveynler genelde dürüst bir konuşma için teşekkür edecektir. Emeklilik ve yaşlı bakımıyla ilgili isteklerini talep etmenin önemini tartışırsanız, küçümseyici ve dürüst olmayan bir konuşmadan çok daha fazla yol almış olursunuz. Yaşlı yakınınızın fikrini hiçe saymak yerine, onları karar vermeye yardımcı olacak en önemli unsur olarak iletişime dahil edin. Seçenekleri hakkında onlarla konuşun; aile evinde kalmak isteyebilir, bakım evini tercih edebilir ya da tüm emeklilik birikimiyle dünyayı gezmek isteyebilir. Bu seçimi ona bırakın ve sonra nedenlerini beraber değerlendirin. Birçok kişi huzur evleri ve yaşlı bakım evlerine sıcak bakmamaktadır. Günümüzde ise bu görüşün aksine yaşlı bakım evleri rahat, huzurlu ve samimi ortamlardan oluşmaktadır, sosyalleşme ve diğer birçok ihtiyaca karşılık gelen hemen hemen her şeyi sunmaktadır. Yaşlı yakınınız rahat, konforlu ve samimi bir ev rahatlığı mı istiyor? Eğer gerçekten onun istediği gibi bir ortamı sunabilirseniz, bakım evi kavramına olan ön yargılı yaklaşımını da aşmış olursunuz. 5 RİSKLERİ DEĞERLENDİRİN Yaşlı yakınınız yalnız başına yaşama konusunda yetersizse, riskleri düşünmek gerekir. Birinin gerçekten yalnız başına yaşaması veya yaşamaması konusunda göz önüne alınması gereken birçok risk olabilir. Örneğin, yaşlı kişilerin yalnız başına gezip dolaşmalarında bir sorun oluşursa, düştükleri veya yaralandıkları zaman sonuçları korkunç olabilir. Göz ardı edilmemesi gereken diğer bazı konular ise şunlardır Yaşlı istismarı Yalnızlık Fiziksel kısıtlamalar Zihinsel problemler Yaşlı sevdikleriniz yukarıdakilerden herhangi birine maruz kalıyorsa, birçok sonuç doğurabilir. Bu alanda ekonomik sorunlardan depresyona ve sağlık sorunlarına kadar düşülmesi gereken birçok şey vardır. 6 YAŞLI PSİKOLOJİSİ ve DEPRESYONA DİKKAT EDİN Yaşlı bir kişi kolaylıkla araba kullanamıyor ve dışarı çıkamıyorsa depresif bir ruh haline bürünebilir, kendini hapsedilmiş görmeye başlayabilir. Yaşlı psikolojisi ve ruh sağlığı birçok yönden gidişat hakkında ipuçları sunmaktadır. Siz de kendi yaşlı yakınınızın hem fiziksel, hem de ruhsal açıdan sergilediği davranış ve söylemlerini gözlemleyerek onun hakkında en doğru kararı verebilirsiniz. Hepsinden önce konuşmaya bir fırsat gibi yaklaşmanız çok daha faydalı olacaktır.
Haberler > En Karanlık Zihinlerin Kendisini Rahatsız Hissedeceği Psikolojik İşkence Yöntemi Gaslighting - 1410 - 1803 Bu yazımızda psikolojik işkence yöntemlerinin belki de en acımasız, en rahatsız edici türlerinden birini işleyeceğiz Gaslighting. Bu manipülasyon yöntemini hemen tüm hatlarıyla ele almaya belirtelim Yazı oldukça uzun olacak, çayınızı kahvenizi hazır etmeniz yararınıza olabilir. İyi okumalar! İlk iş olarak "Gaslighting" teriminin nereden geldiğini açıklayalım. Terimin çıkış noktası 1938 tarihli Gas Light adında bir tiyatro oyunu. Daha sonra filmi de çekilen ve 'Angel Street' adıyla da bilinen bu oyun, senaryosunun da etkisiyle bu terime adını veriyor. Filmde Jack ve Bella adlı bir çift var. Jack her gece evdeki gaz lambasını bir önceki güne göre giderek daha fazla kısıyor, bu durumdan habersiz olan Bella da ne zaman 'Gaz lambası giderek daha mı az ışık veriyor?' dese Jack'ten sert tepkiler alıyor. Bu şekilde Bella'nın kendine olan özgüvenini sarsmaya çalışan Jack, olaya dahil olan bir dedektif nedeniyle bu planında başarısız oluyor. Filmin konusu kafanızda mutlaka bir şeyler uyandırmıştır, şimdi direkt olarak bu manipülasyon yönteminin kendisini inceleyelim. Tam olarak Türkçe bir karşılığı olmayan Gaslighting, karşıdaki insana çeşitli oyunlar oynayarak zamanla kendisinden şüphe etmesini sağlamasına yönelik olan bir psikolojik işkence/manipülasyon yöntemi olarak biliniyor. Genellikle narsistler ve sosyopatlar tarafından uygulanan bu yöntemin korkunç olan tarafıysa kurban tarafından fark edilmesinin neredeyse imkansıza yakın olması. Bunun nedenlerinden biri de sevdiğimiz insanlara güvenmemiz ve sözlerine inanma eğiliminde olmamız. Daha da kötüsü, çoğumuz bir dönemler farkında bile olmadan böyle bir manipülasyona maruz kalmış olabiliriz; küçük çaplı olsa bile. Yani olayın temelinde yatan şey, karşıdaki insanın güvenini ve sevgisini suistimal ederek zamanla özgüvenini ve özsaygısını yaralamak. Bu eylemi yapan insanların genelde tek bir amacı oluyor Karşı tarafı kendisine bağımlı hale getirmek. Gözlemleri ve düşünceleri sürekli yalanlanan kurban, belli bir zaman sonra kendi zihnine düşman haline geliyor. Her yapacağı hareketin, her kuracağı cümlenin, her düşüncesinin yanlış olacağını düşünmeye başlıyor ve karar alma yetisini kaybediyor. Zamanla kendine olan şüphesi iyice artan kurban, bütün kontrolü karşı tarafa bırakıp iyiden iyiye kendi köşesine çekiliyor. İşler bu noktaya kadar geldiğinde geri dönülmesi iyice imkansızlaşan bir yola girmiş olan kişi, çevresinde güvenebileceği tek insan olarak karşısındakini görüyor ve o ne isterse onları yapmaya başlıyor. Bu manipülasyonun uygulanma şekilleri farklılıklar gösterebiliyor. Temelde yatan üç ana yöntem bulunuyor. Bunlardan birincisi, sözlü şekilde bir şeyleri ifade edip bu bilgileri her seferinde tekrardan, bu sefer farklı şekillerde anlatmak. Böylece karşıdaki kişinin algılarını allak bullak etmek amaçlanıyor. İkinci yöntem ise fiziksel; sürekli evde bulunan şeylerin yerlerini değiştirmek ve bir süre sonra olması gereken yerlerine tekrar koymak. Böylece eşyayı ilk başta ait olduğu yerde göremeyen ama bir süre sonra tam orada bulan kurban, bu durumdan bahsettiğinde 'Ne saçmalıyorsun, hep oradaydı o' tepkisi alıyor. Bu durum zamanla yine kendisinden şüphe etmesine yol açıyor. Üçüncü yöntem ise bir olayın detaylarından bilinçli olarak bahsetmemek, daha sonrasındaysa önceden bahsetmiş gibi konuşmak ve karşıdaki insana hafıza kayıpları yaşadığı vurgusunu yaparak aklını bulandırmak üzerine. Tabii ki tüm uygulanış şekilleri bu üçüyle sınırlı değil, ancak temel olarak bu üç yöntemden dallanmış durumdalar. Diğer yöntemlere bir örnek vermek gerekirse; karşıdaki kişiyle önce sert bir ses tonuyla konuşup daha sonrasında bunu inkar etmek ve oldukça yumuşak bir ses tonuyla konuştuğunu, onun yanlış anladığını söylemek. Bu durumun devamında kurban her şeyi olumsuz anlamasıyla suçlanıyor ve zamanla karşıdaki sert konuştuğunda bile kendi kendine sadece yanlış anladığını, son derece normal bir konuşma yaşadığını söylemeye başlıyor. Olayın uygulanış yöntemlerini anlamak oldukça önemli, böylece bu tarz bir durumla karşı karşıya kalındığında olayı kavrayabilmek mümkün olabilir. Bu manipülasyon yönteminin sınırları öylesine geniş bir alana yayılıyor ki, farklı şekillerde maruz kalmak maalesef mümkün. Örneğin bir başka yöntem de karşıdaki kişide aldatılıyormuş hissi uyandırmak. Sürekli aynı kişiden, normal olmayan bir şekilde bahsettikten sonra doğal olarak şüphelenen kurban bu şüphesini ortaya döküyor. Bu noktada manipüle eden kişi sert bir tavır kullanarak güvensizlik suçlamaları yapmaya başlıyor, işi daha da ileriye götürerek kurbanın zihninde kendi kendisine olan güvenini sarsacak düşüncelerin oluşmasını sağlıyor. Kafasında bu düşünceleri kurgulayan kurban zamanla problemli biri olduğunu düşünmeye başlıyor ve gerçekten aldatılsa bile bu düşünceyi sadece kafasında kurduğunu düşünerek kendine diğer yöntem de kurbanla sürekli dalga geçip, daha sonrasında çok alıngan olmakla suçlamak. Bu hareket sürekli tekrarlandıkça kurban aşağılanmayı kabullenmeye, kötü hissettiğinde 'Sadece espri yapıyor, ciddiye almamam gerek' demeye başlıyor. Burada yapılacak en kritik hata ise "Bunlar olsa fark ederim herhalde, fark edilmeyecek gibi değiller." demek. Bu kesinlikle oldukça yanlış bir düşünce tarzı. Araştırmalara göre çoğu insan bir şekilde, ister küçük çapta ister büyük çapta olsun, böylesi bir manipülasyona maruz kalıyor. Karşınızda sevdiğiniz ve güvendiğiniz bir insan olduğu için de onun sözlerine değil, kendi algılayış biçiminize şüpheyle yaklaşmanız daha kolay geliyor. Bunu yaparkenki temel düşünce de 'O neden yalan söylesin ki, ben yanlış anlamışımdır altı üstü.'. Bu nedenle gaslighting en tehlikeli psikolojik manipülasyon yöntemlerinden. Sonuçları nedeniyle de adeta bir işkence aracına dönüşebiliyor. Peki bu manipülasyon nasıl fark edilebilir? Kurban için bu durumu fark etmenin oldukça zor olduğunu söyleyelim öncelikle, özellikle böyle bir manipülasyon türünün bilincinde değilse. Bu konu hakkında bilgisi olan bir kişinin böyle bir oyuna getirilmesi ihtimali kısmen daha düşük oluyor, ancak tehlike yine de ortadan kalkmıyor. Dışarıdan bir gözün fark etmesiyse daha kolay olabilir. Manipülasyona uğrayan kişide gözlemlenebilecek ana problemleri şöyle sıralayabilirizSürekli özür dileme Kurban diğer insanlara ve manipüle eden kişiye karşı sürekli bir özür dileme halinde olacaktır, yanlış yaptığı bir şey yoksa alamama Seçim şansı sunulduğunda kurban ne seçerse seçsin yanlış olacağını düşünecek ve kendi başına bir seçim yapamayacaktır. Bu durum zamanla manipüle eden kişiye daha büyük bir otorite ve güç kapanıklık Hem morali, hem de kendine saygısı yerle bir olan kurban zihnen sürekli yorgun hissedecek ve sosyalleşmeye daha az zaman harcamaya başlayacaktır. Böylece zamanla ailesiyle ve arkadaşlarıyla arasındaki mesafe artacak, bu da manipüle eden kişiye kurban üzerinde daha çok etkili olma şansı tanıyacaktır. Fark etmek zor demiştik, ancak imkansız değil. Özellikle karşıdaki kişi bu davranışları sergiliyorsa bir manipülasyonla karşı karşıya olmanız olasıSöylediği bir şeyi söyledikten sonra, cümleleri ile yüzleştirilince 'Ben asla öyle bir şey demedim' demesi,Defalarca belli bir olaydan veya söylemden kırıldığınızı anlatmanıza rağmen sizi üzüp kırdıktan sonra 'Çok abartıyorsun, fazla dramatiksin' demesi,Size hakaret ettikten sonra 'Hep sen beni sinirlendirip bu hale getiriyorsun' demesi,Suçlanacak çok şeyi olmasına rağmen 'Hep beni suçluyorsun, sanki sen suçsuzsun' demesi,Sizi üzüp, ağlatıp, kırıp 'Sen histeriksin, başkaları görse bu halini bana acırdı, senin deli olduğunu düşünürdü' için çok önemli olmasına rağmen bir konu için 'Bir daha bu saçmalığı dinlemeyeceğim' diyip, sizi söyledikleriniz veya inandıklarınızın saçmalık olduğuna inandırması,Emin olduğunuz bir hatıra konusunda 'Hayır sen yanlış hatırlıyorsun' demesi,'Hep negatifsin', 'Çok kötümsersin', 'Daha önce de kız/erkek arkadaşlarım oldu, hiç biri senin gibi değil' diyerek inanç, his ve fikirleriniz konusunda sizi şüpheye düşürmesi. Ayrıca şu durumları da yaşıyorsanız bir problem olması olası Kafanız hep karışık mı, 'Ben ne yaptım, yanlış mı davrandım' gibi sorular kafanızı devamlı kurcalıyor mu?Durumu kurtarmak, anlık huzur bulmak için yalan söylediğiniz oluyor mu?Hır çıkmasın diye sustuğunuz, doğruluğunuzu savunacak, savaşacak gücü bile bulamadığınız oluyor mu?Mutlu bir hayat için ümidiniz kalmadı mı?Devamlı yeterince iyi bir insan, iyi bir sevgili, iyi bir arkadaş olup olmadığınızı sorguluyor musunuz?Ne yaparsanız yapın yeterince iyi olmadığını, hatta hep kötü yapıyor olduğunuz hissine kapılıyor musunuz?Sanki eskiden daha özgüvenli, mutlu ve geleceğe karşı ümidiniz vardı da şimdi yokmuş gibi düşünüyor musunuz? Kendinizi tanımadığınız hissine kapılıyor musunuz? Bu manipülasyon ne kadar sürebilir, bittikten sonra etkileri kalıcı mı oluyor? Geri dönüşü olmayan yola girildikten sonra olay tamamen manipüle eden kişinin insafına kalıyor dersek yalan olmaz. Yalnız şunu eklemek gerek; bu tip durumlarda genelde manipüle eden insanın tek amacı karşısındaki kişiden üstün hale gelip ondan faydalanmak. Bu fayda süreci son bulduğunda ilişkinin de sonu geliyor ve geriye yeni kurban ve yeni heyecan arayan hasta bir ruh ile derinden yaralanmış bir kurban kalıyor. Tüm yalvarma çabaları, gönül alma yöntemleri ve uğraşları boşa giden kurban da uzun bir süre kendine gelemiyor, hala kendini suçluyor ve git gide hayattan soğuyor. Daha sonra içten içe rahatlama hissetmeye başlayan kurban, yine de çok kritik bir iyileşme süreci geçirmek durumunda kalıyor. Bu dönemde sevdiği insanların yanında olması ve onlar tarafından kendine olan güvenini ve saygısını kazandırılması gereken kişi, süreci iyi atlatabilirse eskisinden daha güçlü bir hale gelebiliyor. Gaslighting size hala kanılması zor olan, oldukça bariz bir manipülasyon yöntemi gibi geliyorsa, bu durumun kurbanlarından birinin oldukça çarpıcı hikayesiyle sizi baş başa bırakıp içeriğimizi noktalayalım. '3 hafta önce erkek arkadaşımla aynı evde yaşamaya başladık. Bu süreç içerisinde daha önce hiç olmayan bir problem baş göstermeye başladı. Olayı kafamdan kurguluyor olabilirim, ancak o bize taşındığından beri evdeki eşyalar sürekli kaybolup bir gün sonra yeniden ortaya çıkıyorlar. Bahsettiğim durum anahtarı kaybedip başka bir yerde bulmak gibi bir şey değil. Özellikle olmaları gereken yerlerde aradığım ve bulamadığım eşyaları, bir gün sonra tam olarak o baktığım yerlerde noktada örnek vermek istiyorum. Her sabah işe giderken yanımda bir tane çikolata götürürüm. Bu çikolata paketlerini hep aynı yere koyuyorum. Bir sabah uyandığımda çikolata paketlerinin yerinde yeller estiğini gördüm, sevgilime sorduğumda bilmediğini söyledi. Akşam eve döndüğümde manzarayı tahmin edin! Evet, çikolatalar tekrar olması gereken yerlerine dönmüştü. Sevgilim bu konuda 'Belki sabah görmemişsindir' dedi. Dikkatinizi çekerim, burada bahsettiğimiz şey toplamda tam 12 paket çikolata, nasıl görmemiş olabilirim ki?' Kurban ilk etapta tüm bunların garip bir şaka olduğunu düşünmüş. 'Başlarda ilginç bir espri anlayışı olduğunu düşünmüş ve bunu yüzüne söylemiştim. Ancak ne demek istediğimi anlamadığını söyledi ve oldukça sert şekilde tepki verdi. Durum böyle olunca ben de geri adım atmak zorunda kaldım. Sanırım böyle saçma bir işe kalkışma ihtimali, tüm bunların benim yanılgılarım sonucunda meydana geldiği fikrinden daha az olası geldi. Fakat zamanla iyice sinirlerim bozulmaya başlamıştı. İş için gerekli olan bir evrağı koyduğum yerde bulamamak, ve sonra tam o yerde ortaya çıkması çok keyfimi kaçırıyordu. Ne yapacağımı bilmiyorum, durumla ilgili hiçbir fikrim yok. Delirmediğime eminim, ancak mantıklı bir açıklama da bulamıyorum. Sevgilime ne zaman konuyu açsam gerginlik yaratmaya çalıştığımı söylüyor. Lütfen bana yardım edin...' Durumu sosyal medyada paylaştıktan sonra kısa sürede bir çok yanıt alıyor kendisi. 'Yardımlarınız için hepinize teşekkürler. Son gelişmeleri özet geçiyorum. Böyle bir manipülasyon yönteminin varlığından haberdar edilince hemen gizli kamera siparişi verdim. Kameralar gelene kadar başımızdan bir olay daha geçti. Bir kitap aldığımı ve ertesi gün babama vereceğimi söyledim, masanın üzerine bıraktım. Ertesi sabah tam da beklediğim gibi kitap ortadan yok olmuştu. Hiçbir tepki vermedim, bunun üzerine sevgilim garip davranışlar sergiledi. Kitabı hatırlatmaya çalıştı, ancak sürekli 'Ne kitabı' diye sordum ve siniri bozuldu. Akşam eve geldiğimdeyse kitap tekrar yerli yerindeydi, ama yine hiç tepki vermedim. En sonunda kendisi 'Aa bak, kitap buradaymış işte' dedi. 'O kitaptan mı bahsediyordun ya, tamamdır teşekkürler' diyerek geçiştirdim. Gecenin kalanında oldukça gergin geldikten sonra gerçek tamamen ortaya çıktı, gerçekten de eşyaların yerini değiştirenin o olduğunu gördüm. Daha sonrasında evime arkadaşımın geleceğini ve bir süre kalacağını, bu yüzden ayrılması gerektiğini söyledim. Gittikten bir iki gün sonra da telefonda ayrılık konuşması yaparak ayrıldım. Biliyorum, bu olabilecek en iyi son değil. Onunla yüzleşebilirdim de. Yine de bundan kaçındım ve olabilecek en sorunsuz ve hızlı şekilde kurtulmaya çalıştım. Hala neden böyle bir şey yaptığını bilmiyorum, ama benim hikayem de böyle.'***Özetle, gaslighting konusunda bilinçlenin ve çevrenizdekileri de bilinçlendirin. Unutmayın, hepimiz bu tür bir manipülasyona maruz kalabiliriz; ama bugün, ama yarın. Üstelik yalnızca sevgililerimiz tarafından değil; arkadaşlarımız, hatta ailemiz tarafından bile -kasıtlı olmasa dahi- bu şekilde manipüle edilebilir, hatta ve hatta farkında olmadan başkalarını aynı şekilde manipüle edebiliriz. Dolayısıyla hem mağdur olmamak, hem de kimseyi mağdur etmemek için bu konu hakkında ne kadar çok şey bilirsek ve ne kadar çok insanı bilinçlendirirsek o kadar iyi. Aksi takdirde sonuçları psikolojik açıdan çok yıkıcı ve yıpratıcı olabilir.
Özellikle yalnız kaldığınız ya da zihninizin herhangi bir şeyle meşgul olmadığı anlarda kendinizi sonsuz bir ihtimaller denizinin ortasında, ardı arkası kesilmeyen düşüncelerle çevrilmiş buluyor musunuz? Bazen kitap okurken, bazen meditasyon yaparken, bazen çalışırken, çoğu zaman da uyumaya çalışırken… Dallanıp budaklanan ve düşündükçe daha da içinden çıkılamayacak hale gelen düşünce süreci psikolojide anksiyeteden depresyona pek çok ruhsal problemle ilişkilendirilen overthinking, yani aşırı düşünme olarak adlandırılıyor. İhtimaller üzerine kurulu olan yaşam yolculuğunda, tüm deneyimlerimizi, geçmişte yaşadıklarımızı ve gelecekte başımıza gelebilecekleri analiz etmek ve elimizdeki somut’ verilere göre plan yapmaya çalışmak insan doğasının ayrılmaz bir parçası. İhtimallerin değişen doğasıyla birlikte değişebilen düşünce süreçleri aşırı hale geldiğindeyse kendimizi gerçek olamayacak, hayal gücümüzün ürünü olan zorluklarla baş başa bırakabiliyor, çözemeyeceğimiz problemleri çözmeye çalışarak boş yere enerji ve zaman harcayabiliyor, kontrol edemeyeceğimiz pek çok olayı kontrol edebileceğimiz yanılgısına kapılarak yaşamı olduğundan daha zor hale getirebiliyoruz. Ve bunu parmağımızı bile oynatmadan, sadece zihnimiz aracılığıyla gerçekleştiriyoruz. İlginizi çekebilir Olumsuz düşünceler sizi ele geçirdiyse Psikolojik danışmanlık size nasıl yardımcı olur? Aşırı düşünme overthinking nedir? Kimi zaman daha farklı ne yapabileceğimizi görmek, kimi zaman yaşadığımız deneyimleri anlamlandırabilmek, kimi zamansa mükemmeli arzulamak gibi motivasyonlarla çıktığımız uzun ve zorlu düşünme yolculukları psikolojide ruminasyon ya da aşırı düşünme overthinking olarak adlandırılıyor ve kendine odaklı dikkati içeren, kişinin olumsuz duygularına tekrarlayan ve pasif bir şekilde odaklanarak olumsuz ruh haliyle başa çıkma yöntemi’ olarak tanımlanıyor. Aşırı düşünmenin neden ve nasıl probleme dönüştüğünü daha iyi açıklayabilmek için bir örnek üzerinden ilerleyelim Yeni başladığınız işinizde müdürünüzün ismini bir şekilde yanlış biliyorsunuz ve ona sürekli bu isimle hitap ettikten birkaç gün sonra isminin farklı olduğunu öğreniyorsunuz. Bunu öğrendiğiniz an kendinizi nasıl hisseder, neler düşünürdünüz? Anksiyete seviyesi yüksek olmayan ve bu tarz durumlar karşısında takıntılı düşünceler geliştirmeyen kişiler genelde yaşanan yanlış anlaşılmayı karşılarındaki kişiyle açık şekilde paylaşarak özür dileyebilir ve yaşamlarına kısa sürede kaldığı yerden devam edebilirler. Ancak bu duruma fazla odaklanan ve fazla düşünen biri akşam eve gittiğinde bu durumu farklı şekillerde zihninde canlandıracak, durumun beraberinde getirebileceği tüm ihtimalleri düşünmeye çalışacak, hatta belki uykusundan uyandığı ilk anda bu durumun kariyerine verebileceği zararları, terfi alamamasına neden olacağını, müdürüyle ilişkisini bozacağını ve çok daha fazlasını düşünerek zihninde felaket senaryoları yaratacaktır. Bu, çok önemsiz ve basit bir örnek gibi görünebilir; ancak aşırı düşünmenin hayatınızın birçok anını nasıl ele geçirebileceğini de oldukça iyi gösterebilir. Geçmişte yaşanan ya da gelecekte yaşanabilecek durumlar üzerinde fazla durmak ve felaket senaryoları üretmek, aşırı düşünen bir zihnin neler yapabileceğinin en klasik örnekleridir. İlginizi çekebilir Ruminasyon nedir Zihninizin kontrol etmek için ruminasyonu fark edin Aşırı düşünme eğilimimiz nereden geliyor? Tıpkı anksiyete, depresyon, stres bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıkların semptomları gibi aşırı düşünme eğilimimiz de evrimsel olarak ilkel koruma içgüdülerimizden kaynaklanıyor. İlkel beyin, organizmayı koruma içgüdüsüyle her durumu mümkün olan en kötü perspektiften görme eğilimindedir. İlkel beynin bu olumsuz bakış açısı, bizi hayatta tutmak için aşırı tetikte olmasından kaynaklanır. Beynin görece sonradan gelişen ve entelektüel düşünme süreçlerini kontrol eden frontal lobu, yani düşünen beyin’ müdürümüze yanlış isimle seslenmenin işimizi kaybetme, terfi alamama gibi durumlara neden olmasının mantıksız olduğunu söylese de; aşırı düşünme eğilimi olan kişiler bilinçaltlarında en kötüye odaklanmanın ve her türlü felakete karşı hazırlıklı olmanın hayatta kalmak için gerekli olduğuna dair yerleşmiş inançlar taşır. İlkel beyin tarafından yönetilen bu süreç kaygıyla kendini göstererek, stres ve çaresizlik duygularını şiddetlendirir. İlginizi çekebilir Kontrolden çıkan düşünme atakları ile baş etmenin 5 yolu Aşırı düşünme psikolojik bir rahatsızlık mı? Psikolojik rahatsızlıkların sınıflandırmasında Aşırı Düşünme Bozukluğu’ diye bir ruh sağlığı problemi yer almasa da, özellikle anksiyete problemi olan kişilerin aşırı düşünme ya da ruminasyon yapması çok sık karşılaşılan bir davranış örüntüsü. Herhangi bir konuya takılıp kalmak ve o konuyla ilgili süregelen bir endişe taşımak aşırı düşünmeyi tetikleyebilen ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir yaklaşım. Aşırı düşünmeye neden olan faktörler kişiden kişiye değişiklik gösterse de, aşırı düşünme durdurulamadığında travma sonrası stres bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, fobiler ve madde bağımlılığı gibi pek çok problemi beraberinde getirebiliyor. Yapılan araştırmalar, aşırı düşünmenin özellikle anksiyetenin ve panik bozukluğun en sık karşılaşılan semptomları arasında yer aldığını gösteriyor. Bir sonraki panik atağın ne zaman geleceğini zihinde taşımak ya da kaygılı olmaktan kaygı duymak gibi ikincil semptomlar aşırı düşünme ve gerçekçi olmayan düşüncelerle kendini daha da kaygılandırma döngüsüne girmemizin en önemli sebepleri arasında. Ancak tabii ki sürekli olarak ruminasyon yapmak için anksiyete ya da panik bozukluğunuzun olması gerekmiyor. Zaman zaman hepimiz bazı konular üstüne gerekenden fazla kafa yorabiliyoruz. Birine söylediğimiz herhangi bir şey ya da yaptığımız herhangi bir davranış, okulda ya da işte performansımızın nasıl olduğuna fazla odaklanmamız, diğer insanların bizi nasıl gördüğüyle ilgili varsayımlarımız, takıntılarımız, keşke’lerimiz, acaba’larımız, bunun yerine onu seçseydim ne olurdu’ya olan merakımız, bardağın boş tarafını görme eğilimimiz, zihnimizdeki felaket senaryoları, hatta yaşamın bilinmezliği ve geleceğin belirsizliği gibi varoluşun doğasında olan durumlar bile aşırı düşünmemize neden olabiliyor. Aşırı düşünme tek başına psikolojik bir rahatsızlık olmasa da, zihinsel ve duygusal dünyamıza zarar verebiliyor. Örneğin, stres, korku ve kaygı gibi hoşnut olunmayan duyguları ortaya çıkaran tüm düşünceler kaygı bozukluğu geliştirilmesinin en önemli sebepleri arasında. Herhangi bir durum üstüne gerekenden fazla odaklanmak, aşırı düşünmenin takıntıya dönüşmesine ve obsesif kompulsif bozukluk geliştirilmesine de zemin hazırlayabiliyor. Kendimizi, hayatımızı, ailemizi, arkadaşlarımızı ya da herhangi bir şeyi merak ettiğimizde ya da endişelendiğimizde, bu durumu bir süre devam ettirip genelde kısa bir süre sonra günlük yaşantımıza kaldığı yerinden devam edebiliyoruz. Bazı durumlardaysa endişemiz çok daha uzun süre devam edebiliyor ancak sürekli düşünmüyoruz. Endişe yaşamımızın kalanına müdahale etmiyor. Endişe durumu çok uzun süre devam ettiğinde ve durum ya da durumla bağlantılı diğer düşünceler sürekli olarak zihni meşgul etmeye devam ettiğindeyse, aslında zihni meşgul eden tek şey endişe haline gelmeye başlıyor ve takıntılı olmadığınız, normalde hiç önemsemediğiniz konularda bile endişelenmeye başlayabiliyorsunuz. İlginizi çekebilir Hangi düşünme tuzaklarına sahipsiniz 5 düşünme tuzağını fark edin Aşırı düşünmenin belirtileri nelerdir? Farklı olabilecek durumları, farklı yapabileceğiniz tüm ihtimalleri tahmin etmeye çalışmak, verdiğiniz her kararı en az iki kez düşünmek ve yaşamın her anında başınıza gelebilecek en kötü senaryoları hayalinizde canlandırmak zihniniz için son derece yorucu ve yıpratıcı sorumluluklar olmalarının yanı sıra, kırılması da son derece zor olan alışkanlıklar. Aşırı düşünmenin modern dünyada bu kadar yaygın görülen bir alışkanlık olmasının en önemli sebebi de, herhangi bir konu üstüne çok fazla düşünmenin en iyi çözümü bulmanın anahtarı olduğuna kendimizi ikna etmiş olmamız. Ancak tam tersine, herhangi bir konu üstüne ne kadar uzun düşünürsek, üretme sürecine geçmemiz ve çözüm içim aksiyon almamız da bir o kadar enerji ve zaman tüketebiliyor. Aşırı düşünme problemiyle nasıl başa çıkabileceğinizin cevabı, hangi zamanlarda aşırı düşündüğünüzü anlayabilmenizde gizli. Peki, hangi zamanlarda ve durumlarda aşırı düşündüğünüzü nasıl anlayabilirsiniz? Kişinin kaygı seviyesiyle önemli derecede bağlantılı olan aşırı düşünme, günlük yaşamda şu durumlarla kendini gösterebilir; Herhangi bir sohbet sırasında karşınızdaki kişinin söylediklerini takip etmekte ve konuşmakta zorlanırsınız. Zihniniz olası yanıtların ve ifadelerin üzerinden tekrar tekrar geçmeye odaklanacağı için konuşma sona erene kadar, sürekli olarak düşünür ve konuşma sırasının size geldiği zamanları etkili şekilde değerlendirmekte zorluk yaşarsınız. Kendinizi sürekli çevrenizdeki diğer insanlarla karşılaştırır, onlara kıyasla ne kadar iyi ya da kötü olduğunuzun muhasebesini yaparsınız. Kendinizi ya da sevdiklerinizi düşünürken sürekli olarak olumsuz durumların, olabilecek en kötü senaryoların içinde hayal edersiniz. Geçmişte yaptığınız hataları ya da başarısızlıkları unutamaz, geçmişi geçmişte bırakamazsınız. Gelecekte karşı karşıya kalabileceğiniz sorumluluklar, görevler ya da hedeflerle ilgili devamlı olarak endişe taşır, başarmanızın imkansız olduğuna inandığınız noktaya kadar kaygı seviyenizi artırmaya devam edersiniz. Geçmişte yaşadığınız travmatik deneyimleri zihninizde sürekli olarak canlandırmaya devam ettiğiniz için bu durumu atlatmak ya da başa çıkmak için herhangi bir adım atamazsınız. Kesinliği olmayan düşünceler ve duygular arasında kendinizi kaybolmuş gibi hissedebilir, bu düşünce ve duyguları düzenlemek konusunda zorluk yaşayabilirsiniz. İlginizi çekebilir Hayata iyi tarafından bakın 3 adımda olumlu düşünme alışkanlığı Aşırı düşünme nasıl engellenir? Aşırı düşünme probleminin yaşamınızın diğer alanlarını etkilememesi için uygulayabileceğiniz stratejileri önümüzdeki günlerde, tüm detaylarıyla Haftanın Teması kategorimizdeki yazılarımızda sizlerle paylaşacağız. Ancak özet olarak, aşırı düşünme problemiyle başa çıkmak için yapabilecekleriniz şöyle Aşırı düşünmenin problem çözmek ya da planlama yapmaktan oldukça farklı bir davranış olduğunun farkına varın. Araştırmalar, dikkat dağıtıcılarla zihnin odağını farklı bir yöne çekmenin, aşırı düşünmenin engellenmesi konusunda oldukça etkili bir strateji olabileceğini gösteriyor. Düşüncelerinizle savaşmayı ve mücadele etmeyi bırakıp zihninizdeki düşünceleri olduğu gibi kabul etmeyi deneyimleyin. Mükemmeliyetçi yanlarınızı ve gerçekçi olmayan beklentilerinizi gözden geçirin. Bilişsel Davranışçı Terapi tekniklerini kullanarak kalıplaşmış düşüncelerinizin ve inançlarınızın farkına varın ve bu inançları nasıl değiştirebileceğinizi öğrenin. Aşırı düşünmek için kendinize gün içinde, 30 dakikalık özel bir zaman aralığı belirleyin. Aşırı düşünmeye başladığınız her an, düşündüğünüz konuyu bu özel zaman aralığında düşünmek üzere bir kenara not edin. Mindfulness tekniklerini kullanarak düşüncelerinizle kurduğunuz ilişkiyi yeniden yapılandırın. Düşüncelerinizin zihninizin etrafında dönüp durmasına izin vermek yerine hepsini yazıya dökün ve somut olarak görmeye çalışın. Yaşadığınız problemi çevrenizdeki diğer insanlarla paylaşarak olayları ve durumları farklı bakış açılarından görme fırsatı yaratın. Sevdiğiniz aktivitelerle istemli bir şekilde meşgul olarak aşırı düşünmenin ortaya çıkardığı olumsuz duyguların yerini alabilecek pozitif duygular yaratmaya çalışın. Aşırı düşünme, çoğu zaman farkında olmadan karar alma süreçlerinizi, olaylarla ilgili doğru değerlendirmeler yapabilmenizi, kişiler arası iletişiminizi, duygu düzenleme becerilerinizi ve yaşamınızın her alanında ilerlemenizi sekteye uğratabilen bir davranış şekli. Aşırı düşünmeyle başa çıkabilmenin yollarını öğrenmek, günlük yaşamınızda aşırı düşünmenin neden olduğu problemleri en aza indirebilmek ve aşırı düşünmenin planlama yapmaktan ya da problem çözmeye çalışmaktan nasıl ayrıldığının farkında olmak çok daha huzurlu, kendinden emin ve mutlu bir yaşamın formülü. İlginizi çekebilir 6 basit yöntemle olumsuz düşüncelerle baş edebilirsiniz
yanlış isimle hitap etmek psikoloji